SON YAZILAR
latest

728x90

468x60

Önizle
Genel Sağlık
Yaşam

Hastalıklar

Hastalıklar/block-2/#e89319

Kadın Sağlığı

Kadın Sağlığı/block-2/#0099cc

Yaşam

Yaşam/block-3/#72347d

Ruh Sağlığı

Ruh Sağlığı/block-1/#2adca1

güzellik

güzellik/block-7/#00bfff

Cinsel Sağlık

Cinsel Sağlık/block-8/#E74C3C

Erkek Sağlığı

Erkek Sağlığı/block-9/#2874A6

Doğal Ürünler

Doğal Ürünler/block-4/#F4D03F

Diyet zayıflama

Diyet zayıflama/block-6/#34495E

Çocuk Sağlığı

Çocuk Sağlığı/block-6/#707B7C

Genel Sağlık

Genel Sağlık/block-5/#5499C7

SAĞLIK DÜNYASI

sağlık

En son makaleler

17 Mayıs 2021 Pazartesi

Güzelleşmek için, bıçak altına yatmak tarih oldu

Yüz, çene, boyun bölgelerindeki sarkmalar ve gözlerin altındaki torbalar için, cildin kesildiği ve gerildiği cerrahi operasyonlara artık gerek yok. 

Avrupa'da çok sık tercih edilen, Türkiye'de de her geçen gün uygulama sayısı hızla artan Endolif Lazerağı uygulaması ile kesi ve anestezi yapılmadan, geleneksel cerrahi uygulamalara göre çok daha pratik güvenli güzelleşmek mümkün.

Güzelleşmek için günlere ihtiyacınız yok

İlerleyen yaş, kilo alıp verme, dış faktörler ve yer çekiminin etkisiyle yüz bölgemizde sarkmalar, buruşmalar ve kırışıklar meydana gelir. Dış güzelliklerine önem veren kadınlar ise bu sorunları çözmek adına daha hızlı, daha acısız, mükemmel sonuçları sosyal hayatları etkilenmeden ve tek seansta elde edeceği uygulamalara yöneliyor.

Ameliyatsız ve yara izi olmadan, ortada ve alt yüz şekillendirme, çene hatlarının belirginleştirilmesi, gıdı ve boyun bölgesinin gerginleştirilmesi ve gözaltı torbalarının sıkılaştırılması alanlarında tercih edilen Endolif Lazerağıuygulaması, anestezi ve zorlu ameliyat işlemlerine gerek kalmadan, hava soğutma tekniği ile yaş ayırımı olmadan kadınlara gençlik vaat ediyor.

Rutininize anında geri dönün

Amerika ve İtalya'dan sonra Türkiye'de bu uygulamayı yapan sayılı cerrahlardan biri olan Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahı Op. Dr. Evrim Uçkunkaya, FDA onaylı bir lazer teknolojisi olanEndolift Lazerağıile ilgili "anestezi ve zorlu ameliyat işlemleri olmadan hava soğutma tekniği ile yapılan bu işlemden sonra kişinin yara izi, morarma şişme gibi bir problemle karşılaşmıyor, işlemin sonucunu anında görüyorbu nedenle sosyal yaşamına hemen geri dönebiliyor" diyor.

Her yaşa uygun teknoloji

Sadece 45 dakika süren ve anestezi gerektirmeden yapılan bu uygulamada, anında gözlemlenen sonuçlar elde edilmekle birlikte, uzun süreli ve kalıcı bir sonuç alınıyor. Kesi gerektirmeden ve iz bırakmadan klinik ortamında uygulanabilen Endolift Lazerağıile kadınlar acı çekmeden anında yüz ve boyundaki hafif sarkmalar gideriliyor ve uygulama yapılan bölgede cilt altında ısıyı arttırarak yeni damar yerine kollajen oluşumu teşvik ediliyor, cilt altındaki depo yağlar özellikle gıdı problemlerinde isteğe bağlı kırılıyor ve cilt sıkılaşıyor ve çene hattı ve yüz kontürü belirginleşiyor.

Endolift artık Türkiye'de

Endolift Lazerağıcihazı artık Türkiye'de, İstanbul'da son 3 aydır aktif olarak kullanılıyoruz diyen Dr. Uçkunkaya, "Dünyada yaklaşık olarak 15 yıldır bilinen ve kullanılan teknolojiyi hamilelik, emzirme, bazı aktif otoimmun hastalıklar ve uygulanacak bölgede olan aktif enfeksiyonlar haricinde, herkese ve her yaştaki hastaya güvenle kullanabiliyoruz" dedi.

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Evde 10-15 dakikada bir pozisyon değiştirilmeli

Kasların kuvvet ve dayanıklıklarının devamı için hareket çok önemlidir. 

Eklem hareketinin, eklemlerin yaşamı için olmazsa olmaz olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı, Kayropraktist Prof. Dr. Semih Akı, "Kemiklerin sertliklerinin devamı ve kemik erimesinin önlenmesi için hareket şarttır. Şu dönemde özellikle aynı pozisyonda uzun süre kalmak, omurga ve kemik sağlığı üzerinde olumsuz etki yaratacağından, 10-15 dakikada bir pozisyon değiştirmek uygun olacaktır.

Unutulmaması gereken en sağlıklı pozisyonun bir sonraki pozisyon olduğudur. Yani sık sık pozisyon değiştirmektir" açıklamasında bulundu. Prof. Dr. Semih Akı 10 Mayıs Sağlık İçin Hareket Et Günü'nde hareketin öneminden söz etti...

Ekleme destek veren bağ ve bağ dokularının dayanıklılığı ve esnekliğinin devamı için hareket olmazsa olmazdır. Özellikle sosyal izolasyon sürecinde evde kalındığı ve buna bağlı olarak da hareketin sınırlandığına dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı, Kayropraktist Prof. Dr. Semih Akı, "Kısacası kas, eklem ve kemik yapının yaşamsal ana kaynağı uygun hareket, spor ve egzersizdir. Hareketlerin temel amacı, eklem hareket açıklığını koruyucu, eklem kıkırdağını besleyici, kasları kuvvetlendirici, bağların esnekliğini devam ettirici olmalıdır. Yani denge ve koordinasyonu arttırma ve kemik yoğunluğunu arttırma amaçlarına uygun olmalıdır" şeklinde konuştu.

Her yaşa göre farklı egzersizler tercih edilmeli

Çocuklara yönelik oyun tarzında egzersizler, gençlere yönelik sportif aktivite içeren egzersizler, ileri yaşlarda ise daha çok eklem, kas, kemik korumaya yönelik denge ve koordinasyonu arttıran egzersizlerin tercih edilmesi gerektiğini hatırlatan Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı, Kayropraktist Prof. Dr. Semih Akı, "Eklem hareket açıklığını koruyucu, eklem bağlarının ve kasların esnekliğini koruyucu ve ekran başında çalışanlar için boyun, sırt ve bel sağlığını koruyucu egzersizler tercih edilmeli. Esnekliği arttırıcı egzersizlere bu aşamada önem verilmelidir. Ev içindeki hareket yetersizliğine bağlı olarak dolaşım ve solunum sistemi olumsuz etkilenebilir. Covid-19 enfeksiyonunun özellikle solunum sistemini etkilemesinden dolayı solunum egzersizlerine ve solunumu sağlayan diyaframa, göğüs kafesine yönelik egzersizlere de ayrıca önem verilmeli" önerisinde bulundu.

Günde 3 kez 10-15 dakikalık egzersiz yeterli olur

Salgın döneminde özellikle aynı pozisyonda uzun süre kalmanın omurga ve kemik sağlığı üzerinde olumsuz etki yaratacağını, sık sık pozisyon değiştirmenin önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Semih Akı, "Günde 3 parti halinde 10-15 dakikalık, tüm eklem gruplarına yönelik eklem hareketini, kas kuvvetini, bağların esnekliğini ve dengeyi korumaya yönelik egzersizlerden oluşan bir program yeterli olacaktır" dedi.

Evde basit egzersiz önerileri:


  • Omuzları gevşeterek yavaşça yukarı kaldırıp indirin.
  • Her iki elinizi ensenizde birleştirin ve kürek kemiklerinizi birbirine değeceklermiş gibi yaklaştırın. Bu şekilde 10-15 saniye kalın.
  • Her iki elinizi belinizde birleştirin ve kürek kemiklerinizi birbirine değeceklermiş gibi yaklaştırın, bu şekilde 10-15 saniye kalın.
  • Ellerinizi birleştirin ve her iki kolunuzla, gövdenizi öne doğru bükerek kollarınızı yere paralel hale getirin, 10-15 saniye bu şekilde kalın.
  • Her iki elinizi kalçanızda birleştirin ve kürek kemiklerinizi birbirine değeceklermiş gibi yaklaştırın, bu şekilde 10-15 saniye kalın.
  • Başınızı yavaş bir şekilde öne doğru eğin ve bu şekilde 10-15 saniye kalın.
  • Başınızla aynı hareketi arkaya, sağa ve sola döndürerek tekrarlayın.
  • Ellerinizi birleştirin ve her iki kolunuzu açarak yukarı doğru esneyin, bu şekilde 10-15 saniye kalın.
  • Bir elinizi belinize koyun, diğer kolunuzu uzatın ve elinizin belde olduğu tarafa doğru eğilin, bu şekilde 10-15 saniye kalın, sonra diğer tarafa tekrarlayın.
  • Her iki elinizi diğer taraf omzunuzu kavrayacak şekilde gövdenize dolayın, bu şekilde 10-15 saniye kalın.


Esneme, gevşeme hareketleri:


Boyun ve omuz için...

* Boynunuzu esnetmek için, kafanızı sola çevirin 5 saniye boyunca bu pozisyonda ve sonra sağa çevirin ve 5 saniye boyunca bu pozisyona kalın. Kafanızı öne doğru eğin çevirin, daha sonra aynı hareketi sağa doğru tekrar edin ve her birini 5'er kez uygulayın.

* Boyun ve omuzlar için kollarınızı kaldırmadan yanlarda tutarak omuzlarınızı kaldırın (omuz silkme gibi) ve 5 saniye boyunca böyle kalın. Bu hareketi 5 kez tekrar edin.

Bel ve sırt için...


  • Oturur vaziyette dimdik durun yavaş yavaş üst gövdenizle dizlerinize doğru eğilin. Kollarınızı kalçalarınıza doğru sarın. Derin nefes alarak 20 saniye bu pozisyonda kalın. Daha sonra normal oturma pozisyonunuza geri dönün. Bu hareketi 5 kez tekrarlayın.
  • Oturur pozisyonda ellerinizi sırtınızın alt bölümüne yerleştirin ve beliniziden yavaşça geriye doğru esnetin esneyin. 10 saniye bu pozisyonda kalın ve bu hareketi 5 kez tekrarlayın.
  • Dik pozisyonda ellerinizi kalçalarınızın üzerine koyun ve sola doğru eğilin. 5 saniye boyunca poziyonunuzu koruyun. Dik konuma geldikten sonra aynı hareketi sağ tarafa eğilerek tekrar edin. Hareketi her bir yöne hareketi 5'er kez tekrar edin.


Bacaklar için...

Otururken ayaklarınızın parmak uçlarına basarak topuklarınızı havaya kaldırın ve 10 saniye boyunca bu şekilde tutun ve bırakın. Daha sonra parmaklarınızı yukarı doğru kaldırın. Bu hareketi 10'ar kez tekrar edin.

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Mutluluk Çubuğu Ameliyatlarının Sayısı On Binlere Ulaştı

Erkeklerde yaşanan sertleşme bozukluğunun kesin çözümü olan mutluluk çubuğu ameliyatların sayısı, ülkemize girişinden yaklaşık yirmi yıl sonra on binlere ulaştı. 

Hemen her erkeğin, aktif cinsel hayatında en az bir kez sertleşme sorunu ile karşılaşması söz konusu olabilmektedir. Belli bir dönemde, iş yorgunluğu, stres, geçimsizlik gibi durumlarda münferit olarak bu sorunla karşılaşılırsa dert edilmeyebilir, ama sorun tekrarlar veya gittikçe kötüleşirse tedavi arayışı kaçınılmazdır.

Cinsel işlevin (erkeğin sertleşme ve cinsel ilişki fonksiyonu), aile kurumunu bir arada tutan mutluluğun ana yapı taşı olduğunu unutmamak gerekir. Yani cinsel işlev bozukluğu olması sadece bir kişinin sorunu değil, karı-kocanın ortak sorunudur. Birlikte olma arzusunun, yani eşler arası ilişkinin devamı göz önüne alındığında, mesela bir böbrek taşı, kol kırılması veya göz hastalığına kıyasla sosyal yapıyı daha derinden etkileyen bir durumdur. Bu yüzden en az diğer hastalıklar kadar, belki daha fazla tedavi arayışına girilmesi gerekmektedir.

Sertleşme bozukluğu ve tedavisi hakkında çeşitli açıklamalarda bulunan Üroloji Uzmanı Prof. Dr. M. İhsan Karaman; "Cinsel fonksiyon bozukluklarını, cinsel cevap döngüsünü esas alarak tanımlamaktayız. Cinsel cevap döngüsünü ise; istek, uyarılma, orgazm ve çözülme olmak üzere dört evresi vardır. İşte "cinsel sorunlar" genel tanımı, bu evrelerin herhangi birindeki aksama ve problemi ifade eder. Erektil fonksiyon bozukluğu ya da halkımızın yaygın tercihiyle "iktidarsızlık" ise cinsel cevabın ikinci safhası olan uyarılma evresinde erkeklerde görülen aksamaların adıdır. Bu problemin toplumda yaygınlığı hakkında en sağlıklı rakamlar ABD'den alınmaktadır. Buna göre, 40-70 yaş arasındaki erkeklerde, %10 oranında tam sertleşme bozukluğu, %52 oranında ise değişik derecelerde erektil disfonksiyon mevcuttur. Bunların % 80 kadarı, organik/bedensel bir nedene bağlıdır. Toplumsal şartlar ve cinsellik kavramına toplumların yaklaşım farkı göz önüne alındığında, ülkemizde erektil disfonksiyon ve cinsel sorunların daha yüksek oranda olduğu, ancak bunların altında yatan psikolojik etmen yüzdesinin de hatırı sayılır bir rakama ulaştığı söylenebilir." dedi.

Sertleşme bozukluğu sebepleri:


  • Kalp-damar hastalıkları (hipertansiyon, kolesterol yüksekliği gibi)
  • Şeker hastalığı
  • Omurilik travması
  • Ürolojik veya genel cerrahi müdahaleler (prostat kanseri, bağırsak kanseri, mesane tümörü ameliyatları gibi)
  • Depresyon-stress gibi psikolojik faktörler,
  • Daimi kullanılan bazı ilaçlar,
  • Sigara ve alkol kullanımı gibi sebepler en önemli hazırlayıcı etkenler olarak sayılabilir.


Tıbbi bir tedavi arayışına girmeden önce önemli tavsiyeler:

Alkol ve sigarayı bırakma, stres ve anksiyete yaratan ortamlardan ve olaylardan uzaklaşma, bol hareket ve egzersiz, kilo verme, spor gibi günlük yaşam değişiklikleri yaparak, problemin kendiliğinden düzelmesine çalışmakta yarar vardır. Eğer bu yolla sorun giderilemezse tıbbi yardım arayışına girilmelidir.

Mutluluk çubuğu ameliyatı kesin çözüm sağlıyor:

Sertleşme bozukluğu ve tedavisi hakkındaki öneri ve tavsiyelerine devam eden Üroloji Uzmanı Prof. Dr. M. İhsan Karaman; "Ereksiyon sorunlarında ilk başvuru adresi kesinlikle bir "üroloji uzmanı" olmalıdır. Üroloji uzmanları olarak, yapacağımız hızlı ve basit testlerle rahatsızlığın sebepleri hakkında bir kanaat elde etmekteyiz. İlk olarak ağızdan alınan bazı ilaçlarla ya da eğer bunun faydası olmazsa penise iğne uygulayarak çözüm aramaktayız. Son çare olarak düşünülen penis protezi (mutluluk çubuğu) ameliyatına gitmeden önce ise, penise şok dalgası uygulaması şeklinde yapılan son derece zararsız ve kolay bir yöntemi de deneyebilmekteyiz. Ağrısız, acısız, ilaçsız, iğnesiz, anestezisiz ve yan etkisiz bu yöntemde hastaya 6-12 seans şok dalga tedavisi yapılmaktadır. Bu yöntem ile özellikle hafif-orta şiddetteki vakalarda %70'lere varan başarı sağlanır. Penis protezi takılması ameliyatı ise her türlü sertleşme bozukluğunda kesin çözüm sağlayan ve hangi yaşta olursa olsun cinsel aktivitenin devamına imkan veren son çaredir." dedi.

Onbinlerce ailenin mutluluğuna katkı sağlandı:

"Mutluluk çubuğu" ameliyatlarına özel vurgu yapan Prof. Dr. Karaman şöyle konuştu: "Sertleşme bozukluğunun kesin çözümü olan bu ameliyatların sayısı, ülkemize girişinden yaklaşık yirmi yıl sonra onbinlere ulaştı. Penis protezi ameliyatları en çok İstanbul'da yapılıyor. Diğer yöntemlerin fayda etmediği vakalarda mutluluk çubuğu ameliyatı kesin çözüm sağlıyor. Yaklaşık bir saat süren ve hastanede sadece bir gece yatılan bu operasyon sayesinde birçok aile sorunlarının önüne geçebiliyor ve toplumsal huzura da katkı sağlıyoruz."

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Uzun süren burun tıkanıklıkları kalbinizi yorar

Kolay nefes alamama ve buna bağlı olarak beyne az oksijen gitmesi ile kişinin sağlık durumu da etkilenir. 

Burun tıkanıklığının yaşam kalitesini düşüren rahatsız edici bir durum olduğunu belirten Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Denizhan Dizdar, "Burunda tıkanıklık; koku almada bozukluk, nefes alamama, nefes alamamaya bağlı olarak uykusuzluk, ağız kuruluğu, yorgunluk, halsizlik ve baş ağrısı gibi şikayetlerle kendini gösterir" dedi.

AYRINTILI MUAYENE GEREKTİREBİLİR

İnsanoğlu normal şartlarda burundan nefes almaya programlanmıştır, gündüz şartlarında mümkün mertebe burundan nefes almaya çalışırız, ağzımızı açsak bile çok fark edemeyebiliriz. Birçok hastasının boğaz enfeksiyonu, nezle grip olma şikayetleriyle muayeneye geldiklerini söyleyen Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr Öğr. Üyesi Denizhan Dizdar, "Hastaların ayrıntılı muayenesi esnasında burun tıkanıklığına sebep olan burun kıkırdak eğriliği veya burun etlerinde büyüme gibi durumlarla karşılaşırız. Ancak burunla ilgili bir problem olduğu zaman esas problem uyku esnasında ortaya çıkar.

Uykunun ilerleyen safhalarında kas tonusunun da düşmesiyle burun tıkanıklığı olan hastalarda nefesi istenen yoğunlukta alabilmek ve vakum etkisini yaratabilmek için ağız açılır. Bunun sonucu olarak önce sesli nefes alma, daha sonra yavaş yavaş horlama ve ilerleyen zamanlarda kilo alımı ve yaşa da bağlı olarak uykuda nefes durması denilen durum meydana gelir. Burunda kemik eğriliği ve burun eti büyüklükleri 40-50 dakikalık operasyonlar ile düzeltilebilir. Bunun sonucunda uyku kalitesi ve boğaz enfeksiyonlarında azalma da gözlenir" şeklinde konuştu.

KALPLE İLGİLİ SIKINTILAR YAŞANABİLİR

Grip çok kolay bulaşabilen bir enfeksiyondur. Mevcut burun tıkanıklığının üzerine grip eklenirse burun tıkanıklığının çok daha sıkıntılı bir hale gelebileceğine dikkat çeken Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Denizhan Dizdar, "Bu hastalarda gribal enfeksiyonların iyileşme süresi uzar, üzerine çok kolay sinüzit eklenebilir. Öksürük gibi yakınmaları normalden daha uzun sürer. Uyku kaliteleri bozulur.

Özellikle anatomik burun tıkanıklığı olan hastaların gribal enfeksiyonları daha rahat atlamaları için anatomik sorunun çözülmesinde fayda vardır. Burun tıkanıklığının en büyük rahatsızlığı kişinin burundan rahat nefes alamamasıdır. Bu yüzden gece horlama oluşur ve tam uyku alınamaz. Oksijenizasyonun bozulması nedeniyle kalbe de yük biner. Bu süreç uzun sürerse kalbe yük biner, uzun süreçte kalple ilgili (kalpte büyüme, hipertansiyon) hastalıklar ortaya çıkabilir" dedi.

BURUN TIKANIKLIĞI DEYİP GEÇMEYİN

Burun tıkanıklığı olan hastalarda ayrıca kulakta sıvı toplanması, orta kulak enfeksiyonları gibi problemlerin daha sık gözlemleneceğinin de altını çizen Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Denizhan Dizdar, şu uyarılarda bulundu: "Burun tıkanıklığı basit bir rahatsızlık olarak algılanmamalı. Burun tıkanıklığı birçok hastalığa yol açabilir. Burun tıkanıklığının en büyük problemi hastalarda oluşturduğu konfor bozukluğudur. Bu durumun bir başka sonucu da ağzın açık kalmasına bağlı olarak ağız kuruması ve sabahların kalkıldığında boğaz ağrısı, boğazda kötü tat olmasıdır.

Ağız mukozasının kurumasına bağlı olarak ağızdaki epitelin bozulması, koruma özelliğinin azalmasına dolayısıyla bakteriyel ve viral enfeksiyonların boğaza kolay yerleşmesine neden olur. Bu sebepledir ki sık boğaz enfeksiyonu geçiren, sık boğaz ağrısı ile doktora gitmekten yorulan kişilerin mutlaka detaylı bir burun muayenesi yaptırmaları gerekir. Fark etmedikleri bir kıkırdak eğriliği olabilir. Bu durumu muayene esnasında fark eden hastalar düşündüklerinde aslında burunlarından istedikleri kadar nefes alamadıklarını da anlamaktadırlar."

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Maskeli yaşamda bu kurallara dikkat!

Maskeli yaşamda bu kurallara dikkat!

Covid-19 pandemisi sürecinde günlük yaşantımızın vazgeçilmezi hatta en kritik unsuru haline gelen maskeler; polenlere ve hava kirliliğine karşı da önemli bir süzgeç görevi görüyor. Ancak dikkat! Özellikle pandemi sonrası çeşit çeşit renkler ve desenlerle karşımıza çıkan maskeler, alerjik reaksiyonlara yol açarak günlük yaşantımızı olumsuz etkileyebiliyor. 


Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz "Maske yapımında kullanılan doğal ya da sentetik tekstil ürünleri; içerdiği boyalar, boyanın akmasını önleyen kimyasal maddeler ve yapıştırıcılar nedeniyle tahriş hatta aşırı duyarlılık reaksiyonlarına neden olabiliyor" diyor. Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz, maske kullanımına yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.


Tüm dünyayı kasıp kavuran Covid-19 pandemisi, 7'den 70'e günlük alışkanlıklarımızı tepeden tırnağa değiştirirken, maskeyi de vazgeçilmez hale getirdi. Ancak piyasada Covid-19 içintasarlanmış renk renk, çeşit çeşit, desenli hatta bir aksesuar gibi göz alıcı maskeler bazı durumlarda fayda yerine sağlığımıza zarar verebiliyor! 


Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz, gerek yüzyılın salgını Covid-19 enfeksiyonuna karşı gerekse açık havada pek çok alerjene karşı önemli bir korunma aracı olan maskelerin, bazı kişilerde alerjik reaksiyonlara yol açabildiğini belirterek "Korunma amaçlı kullandığımız maskelerin de alerjik reaksiyon yapabileceği tespit edilmiştir. Üretim aşamasında kullanılan kimyasal maddeler, boyalar deride tepkiye neden olabilmektedir. Ayrıca imalat aşamasında kullanılan lastik, metal türevleri, yapıştırıcı ve apre de deride sorun yaratabilir. Tekstil maddelerine eklenen antimikrobiyeller, yumuşatıcılar, alev almaya karşı koruyucular, leke tutmayı engelleyen maddeler de zaman içinde deride reaksiyonlara neden olur" diyor.


Alerjik reaksiyonlara dikkat!

Maske kullanımı nedeniyle ciltte oluşan reaksiyonların alerji olup olmadığını anlamak mümkün. Tahriş edici madde hemen hemen herkeste kızarıklık yapıyor. Oysa alerjik reaksiyonlar sadece yatkınlık gösteren kişilerde ortaya çıkıyor. Alerjen madde ile tekrarlayan temas sonucunda değinim alanının dışına taşan şiddetli kaşıntı, kızarıklık, hatta su dolu kabarcıklar meydana geldiğini belirten Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz "Kızarıklık parça parça döküntü şeklinde olabileceği gibi deriden hafifçe kabarık, ödemli, net sınırlı alanlar şeklinde de karşınıza çıkabilir. Bazı kişilerde akne benzeri sarı uçlu minik kabarcıklar gözlenebilir. Günlük yaşamı engelleyici ve can sıkıcı boyutta olabilen bu alerjinin önüne geçebilmek için maske yapımında kullanılan malzemelere dikkat etmek gerekir. İşlem görmemiş doğal ve sentetik iplikler ise deride nadiren reaksiyona neden olur" diyor.


Amacına uygun maske seçilmeli!

Maskelerin amacına uygun seçilip kullanılması gerektiğini belirten Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz "Hava kirliliğinin belirgin olduğu bölgelerde veya polenlerin yoğunlaştığı mevsimlerde, özellikle açık havada zaman geçirilecekse maske kullanmak bu maddelerin insan vücuduna ulaşmasını ve zararlı etkiler oluşturmasını kısmen engeller. Maskeler süzgeç görevi yaparak hava yolu ile bulaşan hastalıklardan korunmamızı da sağlar. Solunum yolu enfeksiyonlarından korunmak için bakteri ya da virüsün boyutlarına göre maske seçilir. Alerjik reaksiyonlardan korunmak için seçilecek maskelerin ise polen, bitki sporları, ev hayvanlarının tüyleri, küf ve ev akarlarını engelleyecek özellikte olması gerekir. Örneğin polenler 2,5-5 mikron çapındayken, bakteri ve virüsler 0,3-1 mikron büyüklüğündedir" diyor.


Maskeli yaşamda bu kurallara dikkat!



Alerjik reaksiyona karşı 6 öneri!


Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz, alerjiye karşı yapılabilecekleri şöyle sıralıyor;

  • Öncelikle cildinizde tepkiye neden olan maskeyi farklı bir ürünle değiştirin.
  • İşlem görmemiş doğal ve sentetik iplikler deride nadiren reaksiyona neden olduğundan, maskenizin görüntüsünden ziyade kaliteli olmasına dikkat edin. Desenine, görünüşüne bakarak maske seçmeyin.
  • Maskenin koruyucu olabilmesi için yüze sıkıca oturması gerekiyor ancak hareket ve konuşma gibi eylemlerle sürtünme meydana geliyor. Eğer uzun süreler maske kullanılıyorsa terleme ve nemlenme nedeniyle maskenizi değiştirmenizde fayda var.
  • Gün boyunca yüzde biriken ter ve yağı ciltten uzaklaştırmak, temizlemek gerekir. Bunun için yüzünüzü ılık su ile yağ çözücü etkisi zayıflatılmış yumuşak bir temizleyici kullanarak yıkayabilirsiniz. Ancak durulamaya özen göstermelisiniz.
  • Kızarıklık ve ciltte gerginlik varsa parfümsüz, seramid ve hyalüronik asit içeren bir nemlendiriciyi günde 2 kez uygulayabilirsiniz.
  • Yanma ve kaşıntı gerilemiyor, hatta yakınmalar giderek daha geniş bir alana yayılıyorsa dermatolojik değerlendirme ve reaksiyonun şiddetine göre tedavi planlaması gerekebilir.

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Koronavirüs korkusunu yenmek için 10 öneri

Koronavirüs korkusunu yenmek için 10 öneri

Koronavirüse yakalanma endişesi son zamanlarda neredeyse herkesin yaşadığı ortak bir ruhsal sorun haline geldi. 


Koronafobi olarak da anılmaya başlayan bu yeni durum, ruh sağlığımızı ve buna paralel olarak çevremizle olan ilişkilerimizi de olumsuz yönde etkileyebiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Psikoloji Bölümü'nden Uz. Psi. Arzu Beyribey, koronavirüse yakalanma korkusunun psikoloji üzerindeki etkileri ve korunma yolları hakkında bilgi verdi.


Uzayan izolasyon süresi engellenmişlik hissini tetikliyor


Gelişen ve yaygınlaşan teknoloji sayesinde ülkeler arası sınırların ortadan kalkmasıyla, salgın hastalıkların dünya çapında hızla yayılabilmesi, koronavirüsün bir anda ekonomi, küresel ısınma, politika, deprem gibi çok önemli konuları dahi geri planda bırakmasına neden olmuş durumdadır. Ülkelerdeki vaka sayılarından, vefat oranlarına, aşı ve ilaç çalışmalarından virüsün mutasyona uğrayıp uğramadığına dair birçok haberle medya aracılığıyla gün boyu iç içe olan bireylerin psikolojisinde bir noktadan sonra olumsuz reaksiyonlar görülebilmektedir. 


İnsanların genelde "benim başıma gelmez" düşüncesi ile hazır olmadıkları bir anda yakalandıkları koronavirüs hastalığı,hem kişinin hem de ailesinin hayatını büyük oranda değişime uğratmaktadır. Kişilerin bazen geç fark ettiği izolasyonun yarattığı psikolojik etkilerin üzerinde durmak, bu manada da yararlı olmaktadır. Bireyin, özgürlüğünden mahrum kalacak şekilde, yapmak istediklerini yapamadığına dair duyguları, kendisinde engellenmişlik hissi ve sonrasında da agresyon yaratabilmektedir.


Güven hissinin oluşması için gereken önlemler alınmalı


Kişilerin zaten var olan belirsizlik ortamında, zaman içinde işlerini hatta sevdiklerini kaybetme riskine dair oluşan korkularına, bir de yaşam düzeninin tamamen değişmesi eklendiğinde olumsuz hisler daha da artmaktadır. Asabiyet, tahammülsüzlük, bunaltı ile birlikte oluşan iletişim sorunlarını,anksiyete, depresyon gibi rahatsızlıklar takip edebilmektedir. Her şeyden önce, her konuda olduğu gibi –kadercilik- anlayışından ziyade,toplumların karşılarına çıkabilecek olan her türlü felakete hazırlıklı olmaya çalışması ve doğru bilgilendirilmesi, önlemlerin önceden alınmasına yardım sağlamaktadır. 


Kişiler bu şekilde kendilerini güvende hissettiklerinde, üzerlerindeki baskı ve stres de azalmaktadır. Bu tür maddi hazırlık dışında, dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise, insan psikolojisinin küresel salgını anlayarak,bertaraf etme konusunda ne kadar etkili bir araç olduğunun farkına varılmasıdır. Bireyin böyle zor bir dönemde, kendini yalnız hissetmeden,sevdikleriyle birbirlerini destekledikleri, özveride bulundukları her çabanın olumlu katkısı olduğu açıktır. Kendimize yeni bir yaşam rutini oluşturmaya çalışırken, değişimlere uyum sağlama kapasitesinin artırılması stres düzeyinin de azalmasına imkan verecektir.


Koronavirüse yakalanma endişesi ile ilgili bu önerileri dikkate alın

  • Sosyal medya takip düzeyi ailecek kısıtlanmalı ve süreç sadece güvenilir kaynaklardan takip edilmeli
  • Ev içinde, özellikle aile fertleriyle geçirilecek kaliteli/eğlenceli zamanlar, ortak alınacak kararlar doğrultusunda,aile bilinci ve bütünlüğü sağlanmalı,
  • Hisler, yakın hissedilen ve güvenilen eş, dost, akrabalar ile paylaşılmalı, dertleşmekten çekinilmemeli
  • Aynı ortamda uzun süre bulunmanın getirdiği plansızlık, düzensizlik karmaşasına kapılmadan, bir uyku/yemek/sohbet rutini oluşturulmalı,
  • Uzun zamandır vakit bulunamadığı, evde olunamadığı için yapılamayan aktiviteler hatırlanmalı, pandeminin avantajlı tarafları da fark edilmeli(Bu tutum, kişiyi ileride olabilecek farklı sorunlar için de olumlu bir bakış açısına odaklanmaya alıştıracaktır.)
  • Kişi kendisine mutlaka özel zaman ayırarak, keyif aldığı şeyleri kendi mutluluğunu da düşünerek yapmaya özen göstermeli
  • Bireyler diğer insanlarının ya da aile üyelerinin de sıkıntılarına empati yaparak, onlara destek olmaya çalışmalı
  • Özellikle çocukların yanında, onları kaygıya sevk edecek tutum, konuşma ve bilgi kirliliği akışından uzak durulmasına dikkat edilmeli,
  • Sosyal izolasyona dikkat edilmeli ancak çevre ile iletişim koparılmamalıdır.
  • Gerekli görüldüğünde izolasyon sürecinde de online terapi gibi desteklerden faydalanılabileceği unutulmamalıdır. Bu sayede stres düzeyi azaltılıp, bireysel huzur ile birlikte, aile içi iletişim de daha sağlıklı şekilde yürütülebilmektedir.

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Çeyizlik Ürünler Nelerdir?

Çeyizlik Ürünler Nelerdir?

Çeyizlik ürünler evlilik öncesinde çiftlerin en dikkatli olması gereken konulardan bir tanesidir. Evlilik süreci yoğun ve stresli bir süreçtir bu nedenle çiftler bazen bu yoğun süreç içerisinde yanlış kararlarda verebilirler. Her ne kadar çiftler bu süreçte birçok alternatif barındıran birçok seçim yapmak zorunda kalsalar da çeyiz listesi genel manada değişiklik göstermez. Çeyiz listesinde genel manada 4 ana başlık altında listelenir. Bunlar mutfak eşyaları, elektronik eşyalar, tekstil ürünleri ve diğer alınacaklar şeklindedir. 

Yatak örtüsü gibi ürünlerin seçimi konusunda her ne kadar çiftler ortak karar alıyor olsalar bile genel manada daha iyi anladıkları için kadınlar ön plana çıkar. Bunun bir diğer nedeni ise kadınların doğaları gereği alışveriş yapmak ve detaylı düşünmek konusunda yatkın olmalarıdır ve kadınlar bunu adeta bir hobi olarak görürler. 

Battaniyelerin Modelleri

Eskiden çok kişi sert ve uzun tüylü battaniye kullanırmış. Ancak zamanla battaniye takımı adı altında çok güzel ürünler çıktı. Bu takımın içinde battaniye, çarşaf ve yastık kılıfları bulunur. Farklı renk ve modellerde görülür.

Tekstil Listesi 

Çeyiz ürünlerinin arasında en çok incelen ve ince elenip sık dokunan ürünler arasında en başta gelir. Çünkü bir tekstil ürünleri bir evin göze hoş görünmesi konusunda en başta yer alır. Örneğin; yatak odası için seçilecek olan pike takımları perdeler ile uyumlu bir renge sahip olmalıdır. 

Tekstil konusunda da dikkat edilmesi gerekenler malzemenin kalitesi, kullanışlılığı ve uzun ömürlü olmasıdır. Tekstil ürünlerine örnek olarak pike takımı, perdeler, halılar, bornozlar, havlular ve yorganlar verilebilir. 

Çeyiz ürünlerinde en çok dikkat edilenler bir tanesi de tekstil ürünleridir. Bu listede diğerlerine nazaran çok daha az farklılık gösterir, hatta çoğu zaman farklılık göstermez.
 
Gelin Seti İçinde Neler Olur?

Gelin seti, düğünden önce mutlaka alınması gerekenlerden biridir. Bu setin içinde iç çamaşırı, kişisel bakım ürünleri, çoraplar, ayna setleri yer alır. Bunların seçiminde gelinin fikri alınır ve ona uygun setler hazırlanır. Böylece hazırlıklar tamamlanmaya çalışılarak düğün işlemleri devam eder.


*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

11 Mayıs 2021 Salı

Vejeteryan hamileler için beslenme önerileri

Vejetaryen beslenme sağlık açısından çok hassas bir çizgidedir. Özellikle vejetaryen olan anne adaylarının kendisinin ve bebeğinin sağlığı için beslenmesine iki kat özen vermesi gerekir. Protein, karbonhidrat, yağ ve mineral dengesinin iyi sağlanması çok önemlidir. 

Memorial Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Dyt. Emine Yüzbaşıoğlu, vejetaryen gebelere beslenme önerilerinde bulundu.

Vejetaryenlik çeşitli sebeplerle et, balık ve kümes hayvanlarının tüketilmediği bir beslenme şeklidir. Beslenme düzenlerinde hiçbir hayvansal ürün bulunmayan, yumurta, bal ve süt gibi gıdaları yemeyen kişiler ise vegan olarak adlandırılır. Ancak istisna olarak süt ürünleri tüketen lakto vejetaryenler ve yumurta yiyen ovo-vejetaryenler de vardır.

Yüksek lifli gıdalarla kabızlığı önleyin

Vejetaryen beslenmenin sağlık açısından hem olumlu hem de olumsuz etkileri vardır. Gebelikte bu olumsuz etkileri azaltmak takip edeceğiniz dengeli bir beslenme ile sizin elinizde olabilir. Vejetaryen beslenmenin en olumlu tarafı, yüksek posa içermesidir. Posa içeriği yüksek beslenme biçimi, gebelikte sık görülen kabızlık, şişlik gibi sindirim sistemi rahatsızlıklarını azaltmaktadır. Mercimek, nohut gibi bakliyatlar ve brokoli, muz, badem gibi besinler yüksek lif içermektedir. Yine yüksek lifli bir besin olan yulaf kepeği de vejetaryen gebeler tarafından tercih edilmektedir. Vejetaryen beslenme şekli daha az yağ ve kalori içerdiğinden gebeler için kilo kontrolünü sağlamak daha kolay olmaktadır.

Demir eksikliğine dikkat!

Demir hamilelikte gereksinimi artan temel minerallerden biridir. Demirin ana kaynağı et ürünlerdir. Sebze de bulunan demir formunun emilimi az olduğundan yararlılığı düşüktür. Vejetaryen gebelerde demir ihtiyacını karşılamak için, kuru bakliyatlar, soyalı besinler, tahıllar, pekmez, ıspanak gibi koyu yeşil yapraklı sebzelerin tüketimine özen gösterilmelidir. Ayrıca c vitamini demir emilimini arttırdığından narenciye, domates gibi C vitamini açısından zengin sebze ve meyveler ana yemeklere eşlik etmelidir.

Süt ve süt ürünleri kalsiyum deposu

Gebelikte kritik öneme sahip bir diğer mineral de kalsiyumdur. Kalsiyum diş ve kemik gelişimi için oldukça önem taşımaktadır. Kalsiyum açısından en zengin besin kaynakları süt ve süt ürünleridir. Vejetaryenler bu gıdaları tükettikleri için kalsiyum eksikliği yaşamazlar. Ancak veganlar bu grupları hiç tüketmedikleri için doktor önerisinde bazı ek vitaminler kullanmalıdırlar. Badem sütü ve karalahana da vegan gebeler tarafından tercih edilebilecek bol kalsiyumlu gıdalardır.

B12 vitamini gebelikte iki kat önemli

Hücre bölünmesi ve protein sentezi için gerekli olan B12 vitamini genellikle hayvansal besinlerde bulunur. B12 vitamini eksikliğinde sinir sistemi rahatsızlıkları ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple vejetaryen olsun olmasın tüm gebelerin çok dikkat etmesi gereken bir vitamin olan B12 süt ve süt ürünleri, fermente ürünler ve soya sütü ile zenginleştirilmiş gıdalarda da bulunabilir.

Dengeli beslenme planı şart

Vejetaryen bir gebenin bu dönemini sağlıklı bir şekilde geçirebilmesi için beslenme programını çok iyi planlaması gerekir. Emzirme döneminde de beslenme bu planlama doğrultusunda devam ettirilmelidir. Bu süreçte gerekli multivitaminler gebenin vejetaryenliğin hangi alt grubuna ait olduğunu göre farklılık göstereceğinden mutlaka doktor tavsiyesine göre kullanılmalıdır.

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Bu öneriler ile yaşlanmayı durdurun!

Yaş ilerledikçe vücutta bir takım kırışıklıkların ve sarkmaların kendini göstermesi normal kabul edilmektedir. Yer çekiminin de var olan etkisi ile bu duruma karşı koymak pek mümkün değildir. Ancak günümüzde, estetik cerrahi ve kozmetik uygulamaları ile bunu önlemek artık çok kolay!

Okan Üniversitesi Hastanesi Plastik ve Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi uzmanı Prof. Dr. Aydın Gözü, yaşlanma karşıtı önerileri açıkladı.

Kişiye Özel Estetik Ve Kozmetik Çözümler

Yaşlılığın vücutta en çok görünür olduğu bölgeler; yüz, boyun ve ellerimizdir. Deri yaşlanmasının derecesi ise kişiye özgü olan genetik yapı, beslenme, kronik hastalıklar ve yaşam tarzı, doğru beslenme, güneş/solaryum, spor/egzersiz, sigara alkol kullanımı gibi etkenlere bağlı olarak farklılık gösterir.Uygun yaşam tarzı, doğru beslenme, spor/egzersiz, sigara/alkol kontrolü gibi önlemlerin yanı sıra derinin nemlendirilmesi ve doğru kozmetik tercihler aslında işin temelini oluşturur. Bu önlemlerin yetersiz kaldığını düşünüyor ve/veya bir basamak daha ileri gitmek, kendinizi daha iyi hissetmek istiyorsanız kişiye özel estetik/kozmetik çözümler size yardımcı olacaktır.

Değişmeden Gençleşin!

Erken dönem kırışıklıklarını botulinum toksini ile azaltıp, ilerde oluşabilecek daha derin ve büyük deformiteleri engelleyebiliriz. İnce kırışıklık ve lekeler için yüzeysel ya da derin kimyasal soyma (peeling) işlemleri, çeşitli enerji (ışık, lazer, ultrason, radyofrekans) uygulamaları, PRP ve iğneleme (PCI, dermaroller) yöntemleri kullanılır. Derinin incelmesi ve daha alt tabakalarda ortaya çıkan erimenin (atrofi) de yaşlanmaya etkisi büyüktür. Bunun çözümü ise çeşitli yapay dolgu (hyaluronik asit, vb) uygulamaları, kendi yağ dokumuz ve içerdiği kök hücrelerin kullanılması, kendi derimizden hazırlanan fibroblast (kollajen yapıcı hücreler) kültürleri ile yapılan uygulamalardır. Bu uygulamalar uzman hekim tarafından kişiye özgü olarak planlanıp uygulandığında deri yaşlanması büyük ölçüde önlenmekte ve daha ileri yöntemlere (eriyebilir iplerle yapılan askılamalar, göz çevresi estetiği, yanak, şakak ya da kaş kaldırma, yüz-boyun germe cerrahisi) olan gereksinim geciktirilmektedir. Saç dökülmesine yönelik tedavi tekniklerinin gelişimi ile erkekte yaşlanmanın önemli bir bulgusu olan kellik sorun olmaktan çıkmıştır.

Doğum Sonrası Forma Girin!

Doğum sonrası memeler ve karın bölgesinde görülen deformasyonlar, hem görüntü hem de vücut duruşunun değişmesi, sırt ve bel ağrıları gibi işlevsel açıdan yaşam kalitenizi olumsuz yönde etkileyebilir. Bu bölgelere yönelik cerrahi girişimler ile hem daha şekilli bir vücuda kavuşabilir, hem de duruş (postür) sorunlarınız giderilebilir.

İnatçı Yağlara Son

Diyet ve spora rağmen bölgesel olarak eritemediğiniz inatçı yağlanmanız varsa liposuction ile kurtularak eski görünümünüze kavuşabilirsiniz. Bu konuda ameliyatsız bir yöntem olan coolsculpting (soğuk ile şekillendirme) de size yardımcı olabilir.

Vücudunuz Yer Çekimini Yensin

Yıllar içinde vücudunuzda oluşabilecek sarkma ve gevşeme gibi deformasyonlar için geç kalmış sayılmazsınız. Kollar, dekolte bölgesi, memeler (erkekte jinekomasti), karın, bel, sırt, kalçalar ve bacaklar yerçekimi ve kilo değişikliklerinden en çok etkilenen bölgelerdir. Bu alanlara yönelik sıkılaştırma, germe, dolgunlaştırma gibi kişiye özel çözümler ile tekrar eski günlere dönebilirsiniz.

Fiziksel yaşlanmayı geciktirmek, kendinizi daha iyi hissetmeniz için estetik/plastik cerrahi size uygun seçenekler sunacaktır.

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Reflü şikayetlerini azaltan 7 alışkanlık

Reflü, toplumda en sık görülen mide sorunları arasında yer alıyor. Hastalık tüm nüfusun yüzde 30-40'ını etkilerken, en sık 30-40 yaşları arasında görülüyor. Şişmanlık, karın içi basıncın artması, hamilelik, genetik yatkınlık risk faktörleri, reflü oluşumunda önemli rol oynuyor. Mide ve bağırsak sistemini etkileyen stresin yanı sıra beslenme alışkanlıkları da reflü ataklarını tetikleyebiliyor. 

Memorial Antalya Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü'nden Uz. Dr. Tülay Kadıoğlu, reflü şikayetlerini azaltan ve reflü hastalarının yaşam kalitesini artıran önerilerde bulundu.

Stres ve beslenme yine başrolde!

Reflü, mide içeriğinin, yukarıya doğru yemek borusuna geri kaçmasıdır. Bunun sonucunda da midedeki asit ve pepsin yani midede proteinlerin sindirimine yardım eden madde, yemek borusunun alt ucunu tahriş etmekte ve yemek borusu kendini mide asidinden koruyamaz hale gelmektedir. Stresli iş ve yaşam koşullarının yanı sıra modern şehir hayatıyla birlikte geleneksel yemek tarzı da şekil değiştirmiştir. Ev yemeklerinin giderek daha az tüketilmesi, saati değişen öğünler, hazır gıdalar ve fast food tarzı yiyecekler, kahve, çay, gazlı içecekler ve sigara tüketiminin artması, reflü oluşumunda önemli etkenlerdir.

Önemli sağlık sorunlarına yol açabilir

Reflü hastalarında ağıza acı su gelmesi, göğüs ağrısı, midede ekşime, yutma güçlüğü, öksürük ve ses kısıklığı gibi yaşam kalitesini düşüren sorunlar görülmektedir. Hastalığın tedavi edilmediği ve şikayetlerin kontrol altına alınmadığı durumlarda gece mide içeriğinin solunum yollarına kaçması ile ani uyanmalar, akciğer iltihabı gibi önemli sorunlar da ortaya çıkabilir. Ayrıca mide içeriğinin yemek borusunu tahriş etmesine bağlı olarak reflü sorunu olanlarda özofagus kanseri riski de bulunmaktadır.

Doğru beslenme şikayetleri azaltır

Reflü sorunu olan kişilerin beslenme düzenleri, şikayetlerin kontrol altına alınması sağlar ve hastalığın, vücutta farklı organlara zarar vermesini önemli oranda engeller.

Reflüde tüketilmemesi önerilen yiyecek ve içecekler:

-Kahve
-Çikolata
-Baharatlar
-Gazlı içecekler
-Sigara ve alkol
-Soğan ve sarımsak
-Yağda kızartılmış yiyecekler
-Salça
-Domates
-Ekşili yiyecekler

Reflü şikayetlerini azaltan yiyecek ve içecekler:

-Liften zengin gıdalar
-Elma
-Muz
-Brokoli
-Havuç
-Fasulye
-Kantaron yağı
-Papatya çayı
-Peynir

Reflü şikayetlerini azaltan alışkanlıklar kazanın

1. Tabağınızdaki porsiyonları küçültün: Reflü şikayetlerini azaltan yiyecekler tercih edilmeli ve midenin gereğinden fazla doldurulmamalıdır. Bu durum, yiyeceklerin kolayca geriye kaçmasına sebep olmaktadır.

2. Yemek yedikten sonra uyumayın: Yemek yedikten sonra en az iki saat kadar yatar pozisyonda olmamaya özen gösterilmelidir. Çünkü bu şekilde mide ile yemek borusu arasında olan açı kaybolmaktadır.

3. Hızlı yemek yemeyin: Her lokmayı uzun uzun çiğnemek reflü hastaları için önemlidir. Ayrıca ayaküstü değil, oturarak yemek de etkili bir korunma sağlar.

4. Yastık yüksekliğiniz 30 cm olsun: Gece boyu mide sıvısının geriye kaçışını engellemek için başın mide seviyesinden yüksekte tutulması gerekir.

5. Kilo verin: Fazla kilo sorunu olan reflü hastalarının şikayetleri hem daha sık hem de daha şiddetli olmaktadır. Bu nedenle mutlaka ideal kiloda olmaya özen gösterilmelidir.

6. Bol ve sık su için: Suyu gün boyu sık aralıklarla yudumlayarak tüketmek, şikayetleri azaltıcı bir etkiye sahiptir.

7. Hareket edin: Akşam yemeği sonrası 15-20 dakikalık kısa yürüyüşler, rahatlatıcı özelliktedir ve hastalar için son derece faydalıdır.

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Çocuklarda ağırlık egzersizi nasıl yapılmalı?

Çocukluk çağında erken yaşlarda başlayan esneklik egzersizleri ile birlikte çocuklar spor ile tanışmış olurlar. Peki, çocuklar hangi yaştan itibaren ağırlık eğitimine başlamalı? Ağırlık eğitiminin ne gibi faydaları var?

Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, çocuklarda ağırlık egzersizlerinin nasıl yapılması gerektiği konusunda şu bilgileri verdi:

7-8 YAŞLARINDA BAŞLANABİLİR

"Çocuklarda ağırlık eğitimi çok tartışılan bir konudur. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar ile belirli konularda fikir birliği sağlanmıştır. Amerikan Pediatri Akademisi'ne göre ağırlık eğitimine başlayabilmek için bir çocuğun 7-8 yaşlarında olması gerekmektedir. Çünkü çocuğun denge ve proprioseptif girdileri bu yaşta ağırlık eğitimini kaldırabilecek noktaya gelmektedir. Bu yaştan önce 4-6 yaş grubu için dirençsiz bir şekilde ağırlık eğitimine hazırlık olarak egzersiz yapılabilir. Bu sayede ağırlık eğitimi öncesi çocuklar ağırlık kaldırma tekniklerini de öğrenmiş olurlar. 7-8 yaşlarına geldiklerinde çocukların minimal direnç ile ağırlık eğitimine başlamaları gerekmektedir.

6-15 TEKRARDAN OLUŞMALI

Ağırlık eğitiminin dikkatle takip edilmesi gereken kuralları vardır. Öncelikle ağırlık eğitimleri 6-15 tekrardan oluşup çocuğun durumuna göre 1-2 set olmalıdır. Kullanılan ağırlık ile birlikte çocuk egzersizi 10 tekrarın altında yapmışsa ilk sette ağırlık azaltılmalıdır. 15 tekrarın üzerine çıkabilmişse doğru ağırlıkta olduğunu gösterir ve kademeli bir şekilde ilerleyen haftalarda kullanılan ağırlığın yüzde 5-10'u arasında arttırılmalıdır.

POSTÜR EGZERSİZLERİ

Egzersizler, bu yaşlarda küçük kas grupları yerine daha büyük kas gruplarını içermelidir. Bu şekilde çocuğu ileriki yaşantısında oluşabilecek yaralanmalara karşı en iyi şekilde hazırlamış oluruz. Özellikle 12-14 yaş arasındaki kişilerde büyüme çok hızlı bir şekilde ilerler. O yüzden özellikle bu dönemde omurga problemleri ile (skolyoz, kifoz gibi) karşılaşmamak için postür egzersizlerine önem verilmelidir.

Ağırlık eğitimi ile birlikte çocuklarda güç ile birlikte denge, postür, kemik yoğunluğu, lipit profili, yağsız kütlesi, kişisel benlik saygısı da gelişir. İleride oluşabilecek yaralanmalara karşı güçlü hale gelirler ve aynı zamanda profesyonel olarak yapacakları spor için hazır bir altyapı oluşturmuş olurlar.

PROFESYONEL DESTEK ALIN

Ağırlık eğitimlerinde dikkat edilmesi gereken en önemli unsur bireysel egzersiz programıdır. Ağırlık eğitiminin belirli kuralları olmakla birlikte tamamen bireysel olmalıdır. Düzgün bir şekilde hazırlanan ağırlık eğitimleri ile çocuklar 8-12 haftada güçlerini en az yüzde 30 oranında arttırılabilirler. Egzersiz eğitimi çocuğun ilerki yaşantısındaki yaşam kalitesini etkileyecek önemli bir unsurdur o yüzden profesyonel bir destek ile birlikte çocuklara egzersiz eğitimi verilmelidir."

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Altı ipucuyla size gelen güzellik!

Altı ipucuyla size gelen güzellik!

Her kadının hayali güzel bir görünüme sahip olmaktır. Siz de genç ve güzel görünmek istiyorsanız bu altı ipucunu dikkate almalısınız.


Parlak saçlara sahip olun

Saçlarınızın çok kuru olduğundan yakınıyor, daha parlak görünmesini mi istiyorsunuz? İşte işe yarayacak bazı öneriler: 

Bir muzu iyice ezin. Bir çay kaşığı bademyağıyla karıştırıp saçınızın diplerinden başlayarak uygulayın. 20 dakika beklettikten sonra durulayın. 

Bir başka öneri ise şöyle; 1 yumurtayı, 1 çorba kaşığı sirkeyi, 2 çorba kaşığı bitkisel yağı karıştırın çırpın. Bu karışımı baş derinize ovarak iyice yedirin. Saçlarınızı tarayarak bütün karışımın saçlarınıza eşit yayılmasını sağlayın. 15 dakika böyle bekledikten sonra saçlarınızı yıkayarak durulayın. 

Salatalık sürün canlanın

Salatalık ile cildinizi canlandırmaya ne dersiniz? A, B ve C vitaminleri ile fosfor, potasyum, demir, magnezyum ve gençlik iksiri olarak tanımlanan selenyum deposu salatalık, her türlü cilt sorununa iyi geliyor. Susuzluğu giderici özelliği ile cildin nem oranını dengeliyor. Canlandırıcı ve yumuşatıcı etkisi nedeniyle kozmetik ürünlerinin vazgeçilmez besinlerinden biri. Cildiniz için her gün 1 salatalık yiyin. Ayrıca salatalığın kabuğunu biraz kalın soyup yüzünüze sürün, cildinizde ani canlanma ve yumuşama etkisini hissedeceksiniz.

İyi bir uyku çekin

Cildimiz kendini onararak yenilenmek ve beslenmek için organizmanın derin uyku halini, yani geceyi bekler. Cilt, gece yarısından sonra hormonlar tarafından daha iyi sulanır; kılcal kan dolaşımı da aynı şekilde bu dönemde canlanır. Cildin uygulanan ürünlerden en yoğun olarak yararlandığı saatler ise sabahın dördüdür. Gecenin cildimize sunduğu en büyük hizmet sakinleşmektir. Yani gün boyunca kendisini güneşe, rüzgara karşı savunurken, yaptığı strese bağlı ya da mimiklerle ilgili kırışmaların asıl nedeni olan adale kasılmaları gece boyunca sakinleştiğinde ortadan kalkar ve cilt rahatlar.

Kırışıklıklara meyve 

Bilim adamları, güneş ışınlarından meydana gelen cilt kırışıklıklarının yiyeceklerle de ilgisi olduğunu açıkladı. Araştırmacılar; sebze, baklagiller, zeytinyağı ve bazı meyvelerin, güneş ışınlarının olumsuz etkisine karşı cildi koruduğunu belirtiyor. Cildi güneş ışınlarının etkisinden koruyan diğer anti-kanserojen besinler ise balık, erik, elma ve çay. Öte yandan ciltte kırışıklıkların, et, sütlü besinler, şeker, tereyağı ve margarin tüketenlerde daha fazla meydana geldiği gözlendi.

Dudaklar balla parlasın

Bal, içeriğindeki vitamin mineral, antioksidan ve aminoasitlerle değerli bir besin maddesi olmasının yanı sıra, tedavi edici özelliklere sahip. İşte çatlayan dudaklar için tedavi edici bir dudak parlatıcısı: 
1 fincan tatlı badem yağını ve yarım fincan balmumunu, mikrodalga fırında balmumu eriyene kadar tutun. 2 kaşık balı ilave edip karıştırın. Soğumaya bırakın. Karışımı kapaklı minik kaplara döküp kullanın.

Kuru cildin ilacı gül

Yağlı cilt kadar kuru cilt de sorun yaratır. Özellikle soğuk aylarda kuru cilt yeteri kadar beslenmezse, çatlaklar ve tahrişlere açık hale gelir. Kuru bir cildiniz olduğundan yakınıyorsanız gülden yararlanabilirsiniz. Gül suyu ve gül yağı kozmetikte de oldukça yaygın olarak kullanılıyor. Üç damla gül yağını, üç damla lavanta yağı ile karıştırarak cildinize sürün. Cildinizin bir anda gerginlikten kurtulduğunu hissedeceksiniz.

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Uyku ve yeme ihtiyacı artıyorsa dikkat!

Bu belirtiler "Kış Depresyonu"nun habercisi…

Herhangi bir psikiyatrik yakınma ve şikâyeti olmayan kişiler arasında kış depresyonu görülme oranının yüzde 10-15 olduğunu belirten uzmanlar, kış depresyonunda en önemli belirtinin uyku ihtiyacında ve yeme davranışında artış olduğuna dikkat çekiyor. Kış depresyonuna erken müdahalenin önemine işaret eden uzmanlar, uyku saatlerinin sınırlandırılmasını, beslenme düzeninin oturtulmasını ve düzenli olarak gün ışığından yararlanılması gerektiğini vurguluyor.

NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir, kış depresyonu belirtileri ve alınması gereken önlemlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Kış depresyonu sağlıklı kişilerde de görülüyor

Kış depresyonunun sağlıklı olarak adlandırılan, herhangi bir psikiyatrik yakınma ve başvurusu olmayan bireylerde de görülebildiğini belirten Prof. Dr. Sermin Kesebir, "Sağlıklı kişilerin % 10-15' i kışla gelen ışık ve ısı değişimlerine hassastır. Ailede benzer bir kümelenme riski arttırır. Bu durum kadınlarda daha sık izlenmektedir. "Adet döngüsü, uyku-uyanıklık döngüsü, beslenme döngüsü gibi döngüsel ritimlere hassasiyet artabilir" dedi.

Kış depresyonunun en belirgin belirtisinin uyku ve beslenme alışkanlıklarında değişiklik olduğunu kaydeden Prof. Dr. Sermin Kesebir, "Uyku ihtiyacında ve yeme davranışında bir artışla birliktedir. Buna enerji kaybı, halsizlik eşlik eder. Duygular melankolik tiptedir" dedi.

Kış depresyonunda ailesel yatkınlığın risk etkeni olduğunu belirten Prof. Dr. Sermin Kesebir, "Kadın olmak, adet dönemlerinde ve öncesinde duygu durumda ve buna bağlı yanıtlarda değişim olarak tanımlayabileceğimiz premenstrüel sendrom, uyku bozukluğu, göç başlıca risk etkenleridir" dedi.

Fototerapi, önemli bir tedavi seçeneği

Kış depresyonunda tedavinin o sırada mevcut olan depresyonun tedavisi ve koruyucu tedavi olarak ikiye ayrılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Sermin Kesebir, "Mevcut depresyonun tedavisinde, mevsimsel olmayan diğer depresyon tiplerinden farklı olarak fototerapi önemli bir tedavi seçeneğidir. Bu tedavide kişi, günün belli saatlerinde, belirli bir süre, kontrollü ışık salınımı yapan bir alet karşısında oturur. Koruyucu tedavi öncelikli olarak farmakolojik tedavidir" dedi.

Erken müdahale ve tedavi ihmal edilmemeli!

Kış depresyonuna müdahalenin önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Sermin Kesebir, "Her hastalıkta olduğu gibi tedavisiz kalmak, hastalığın kronikleşmesi, belirtilerin şiddetinin ve süresinin artarak sürmesi anlamına gelir. Net kayıp, gündelik hayata mesleki, ailesel ve sosyal işlevsellikte azalma olarak yansır" uyarısında bulunarak tedavinin aksatılmaması gerektiğini söyledi.

Bu önerilere kulak verin

Kış depresyonunu daha çabuk atlatmak ya da önlemek için birtakım tedbirler alınabileceğini belirten Prof. Dr. Sermin Kesebir, "Uyku saatlerini sınırlamak, beslenme düzenini oturtmak, düzenli fiziksel egzersiz ve düzenli olarak gün ışığına maruz kalmak hem mevcut depresyonun tedavisinde hem de yinelemenin önlenmesinde elzemdir" dedi.

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!