SON YAZILAR
latest

728x90

468x60

Önizle
Genel Sağlık
Yaşam

Hastalıklar

Hastalıklar/block-2/#e89319

Kadın Sağlığı

Kadın Sağlığı/block-2/#0099cc

Yaşam

Yaşam/block-3/#72347d

Ruh Sağlığı

Ruh Sağlığı/block-1/#2adca1

güzellik

güzellik/block-7/#00bfff

Cinsel Sağlık

Cinsel Sağlık/block-8/#E74C3C

Erkek Sağlığı

Erkek Sağlığı/block-9/#2874A6

Doğal Ürünler

Doğal Ürünler/block-4/#F4D03F

Diyet zayıflama

Diyet zayıflama/block-6/#34495E

Çocuk Sağlığı

Çocuk Sağlığı/block-6/#707B7C

Genel Sağlık

Genel Sağlık/block-5/#5499C7

SAĞLIK DÜNYASI

sağlık

En son makaleler

5 Aralık 2020 Cumartesi

Kalp sağlığınızla ilgili bilmeniz gereken 7 gerçek

Kalp sağlığının korunması kaliteli ve uzun bir yaşam için büyük önem taşıyor. Her gün kalple ilgili yeni çalışmalar yapılıyor, pek çok sağlık kuruluşu, pek çok uzman kalp sağlığı için uyarılarda bulunuyor. Ancak buna rağmen kulaktan kulağa yayılan bilgiler kalp sağlığıyla oynayabiliyor. 

Memorial Şişli Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez, kalp sağlığıyla ilgili bilinmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

1. Diş çürüğü kalbi etkiler:

Sağlıksız ve iltihaplı dişler, insan vücudundaki bütün organları olumsuz yönde etkiler ama kalbinde herhangi bir sorun olmayan kişilerde "Diş çürüğü kalp krizini tetikler" demek tam olarak doğru olmaz. Ancak kalp kapak hastalıklarında diş kökü enfeksiyonları çok önemlidir. Sağlıklı bir vücuda mikrop girdiği zaman, bağışıklık sistemi bu mikrobu imha edebilir ama kalp kapak hastalığı olanlarda vücuda giren mikrop kalp kapağına yerleşir. Tıbbi adı "Enfektif endokardit" olan kalp kapağı enfeksiyonu meydana gelir, ki bu da ciddi bir sorundur. Bu enfeksiyon antibiyotiklere çok dirençlidir. O nedenle de kalp kapak sorunu olan hastalara, kanamalı bir diş tedavisi yapılacaksa tedaviden iki saat önce kullanmaları üzere bir antibiyotik reçete edilir.

2. Gençler de kalp krizi geçirir:

Kalp kontrolü ilk olarak bebek anne karnındayken başlamalıdır. Yapılan fetal eko tetkikiyle her türlü kalp hastalığı bebek anne karnındayken saptanabilir. Karıncıklar arası delik, kalp kapak darlıkları, kulakçıklar arasında geniş delik, kalpten çıkan ana damarların yer değiştirmesi, birçok kalp bozukluğu ve kalp hastalıklarının tanısı konulur. Bunun yanında çocuk beş yaşına gelene kadar mutlaka bir eko çekilmelidir. Ayrıca hayatın ilk 20 yılında çocuk ve gençlerin kan yağlarına, kolesterol değerlerine birkaç kez bakılmalıdır. Çocuk ve gençlerde gözlenen ve kalp krizi olarak yorumlanan ölüm olaylarının nedeni doğumsal kalp anomalilerine bağlı ritim bozukluğu ve kalp durmasıdır. Ritim bozuklukları doğuştan gelen kalp hastalıkları, kalp büyümesi, kapak hastalıklarına bağlı olabildiği gibi genetik geçiş gösteren sorunlar da sebep olabilir. Bu nedenle "Çocukların ve gençlerin kalp kontrolü yapmasına gerek yok" algısı yanlıştır.

3. Kalp için hareket önemli:

Kalp sağlığı için illa spor salonlarına gitmeye ya da yürümek için yürüyüş bantları kullanmaya gerek yoktur. Özellikle 40 yaş üstü kişilerde yürüme bantları ortopedik travmaya sebep olabilir. Oysa sokakta yapılacak bir yürüyüş sadece kalp değil ruh sağlığı için de faydalıdır. Kalp sağlığını korumak için vücudu hırpalayacak şekilde 10 bin adım atılması yarar getirmez. Günlük beş bin adım üzerinde atmak, ki bu 3,5 km eder, 45 dakika yürümek yeterlidir. Yürüme hızı ne çok fazla ne çok yavaş olmalıdır. Yürümeye başladığınızda nabız ölçümü yapmak, yürüme bitiminde artı 20 nabız sayısı varsa bu faydalı bir yürüyüştür. Ayrıca spor salonlarında kalp sağlığı amaçlı yapılan sporlarda nabzın üst sınırı 120-125'i geçmemelidir. Ayrıca hareketsiz yaşam kalbin düşmanıdır. Tüm gün ofiste hareketsiz çalışanlar da hekimlerine danışarak ofiste yapabilecekleri egzersizleri öğrenip uygulamalıdır.

4.Yumurta kalbin düşmanı değil:

Yumurta, belki de paketi içinde doğadan gelen tek yiyecektir ve içine katkı maddesi koyulamayacak bir gıdadır. İçinde 12 vitamin ve 11 minerali barındırır. Vücudumuz tamamen sebze ve yeşillikle beslense bile günde 5- 5,5 gram kolesterol üretirken bir yumurtadan alınan 200 mg kolesterolün hiçbir önemi yoktur. Kalp hastası olsun ya da olmasın herkesin günde bir tane yumurta yemesi gereklidir. Ancak her besinde olduğu gibi yumurtanın da fazlası sakıncalıdır. Örneğin günde iki yumurtadan fazlası yendiğinde kan yağlarında yükselme meydana gelir, bu da kalp sağlığını olumsuz etkiler. Çocuklar ve yaşlılar günde bir yumurta, yetişkinler ise kesinlikle gün aşırı bir yumurta tüketmelidir.

5. Kadınlar da kalp hastası olur:

Kadınlarda bundan 20-30 sene öncesinde kalp hastalıklarının görülme oranı erkeklere oranla daha düşüktü. Ancak modern yaşamla birlikte kadınlar da erkekler gibi çalışma hayatının içinde yer almaktadır. Son yıllarda kadınlar gündüz işyerinde çalışmakla birlikte akşamları ikinci bir iş olarak evleriyle ilgilenmeye başlamışlardır. Ve kadınların sigara içme oranı eskiye göre daha da yükseldi. Kadınlarda kalp sağılığı deyince, ilk akla gelen faktörlerden biri, östrojen hormonunun kalbi korumasıdır. Östrojenin kadınlarda damarlar üzerinde koruyucu etkisi olduğu bilinmektedir. Bunun yanında östrojen damar iç yüzeyindeki parlak yüzeyi korur, damar sertliğini önler. Ama östrojenin bir özelliği de menopozla birlikte ortadan kalkmasıdır. Östrojen etkinliğinin azalmasına bağlı olarak tabiat kadınlarda tamamen tersine döner ve koroner hastalıklarla beraber şeker, kolesterol, yüksek tansiyon, kemik erimesi de östrojen etkinliğinin azalmasıyla ortaya çıkmaktadır. Emzirmemek tabiatın kadınlara armağanı olan östrojen hormonunun erken kaybolmasına neden olur. Bu nedenle kadınlar erkekler kadar koroner kalp hastalıkları riskini taşımaktadır. Ayrıca kadınlar sigarayı bırakma konusunda son derece başarısızlar.

6. Gençlerde de yüksek tansiyon var:

Kalp hastalıkları çok faktörlüdür. Genetiğinde kalp sorunu olmayan, kilolu olmayan, stresli olmayanlarda da kalp hastalıkları görülebilir. Özellikle gençler tansiyonlarının yüksek olduğunun farkında olmayabilirler. 20-22 yaşında yüksek tansiyon nedeniyle aort damarı yırtılan vakalar da vardır. Türk Kardiyoloji Derneği'nin yaptığı bir çalışmaya göre, yüzde 50'den fazla kişi tansiyonunun yüksek olduğunun farkında değil. Tansiyon yavaş yavaş yükselirse kendisini belli etmeyen bir sorun. O nedenle 20 yaş öncesinde de, 20 yaş sonrasında tansiyon, kan yağları gibi kalp tetkikleri mutlaka yapılmalıdır.

7. Kalp krizi her zaman belirti vermez:

Kalp krizi her zaman belirti vermez ve ilk ağrı kalp krizi belirtisi olabilir, ilk kalp krizi ölüme yol açabilir. Klasik olarak şanslı olan kişiler ağrı yaşayanlardır. Çünkü ağrı vücudun ilk tepki mekanizmasıdır. Omuzlar, göğüs ortası, kollara vuran ağrı, huzursuzluk, baskı, karıncalanma, daha önce yaşanmamış hisler kalp krizi belirtisi olabilir. Bu bazen ağrı, bazen çarpıntı olabilir. Fakat asıl korkunç olan 'sessiz kalp hastalığı'dır. Bu hastalarda ağrıyı uyaran mekanizma bozulduğu için hayat kurtarıcı mesajlar gönderilmez. Sabah yatağında ölü bulunan, halı sahada yaşamını yitiren genç insanlar sessiz kalp hastalarıdır. O nedenle kalp kontrolleri rutin olarak önerilmektedir.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Yetersiz beslenmenin önüne geçmek için

Türkiye'nin sağlıklı yaşam ve beslenme alanında ilk dijital bilimsel bilgi platformu "Bilim Bunu Konuşuyor" ile en güncel bilgileri aktaran Sabri Ülker Vakfı, dünyada 2 milyara yakın kişinin yetersiz beslendiğine dikkat çekerek yetersiz ve dengesiz beslenme ile mücadelede yeni gündem sürdürülebilir beslenme konusunu tartışmaya açıyor.

Sabri Ülker Vakfı kurulduğu 2009 yılından bugüne, gıda, beslenme ve sağlıklı yaşam bilincinin gelişmesine katkı sağlamak, topluma bu konulardaki en doğru, güncel ve bilimsel bilgiyi aktarmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Vakıf bu çerçevede hayata geçirdiği Türkiye'nin sağlıklı yaşam ve beslenme alanında ilk dijital bilimsel bilgi platformu "Bilim Bunu Konuşuyor" ile sağlık ve beslenmeyle ilgili gündemdeki konuları, bilimsel ve en güncel bilgileri tarafsız bir yorum ve anlaşılır bir dille kamuoyuyla paylaşıyor. Sabri Ülker Vakfı, "Bilim Bunu Konuşuyor" platformunda bu kez beslenmede sürdürülebilirlik konusunu mercek altına alıyor.

Günümüzde yaklaşık 1 milyar insan yani her 7 kişiden 1'i açlıkla mücadele ederken, 2 milyara yakın insan ise yetersiz besleniyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), 2050'de dünyada 300 milyon insanın açlıkla baş etmek zorunda kalacağına dikkat çekiyor. Diğer taraftan gelişmiş ülkelerde her yıl üretilen gıdaların yaklaşık 1,3 milyar tonu yani 3'te 1'i israf ediliyor. Oysa tüm dünyada gıda israfı yalnızca %25 azaltıldığında, 870 milyon insanın yıllık besin ihtiyacının karşılanabileceği bildiriliyor..

1 kilogram et çiftlikten sofraya gelinceye kadar 15 bin litre su harcanıyor

Dünyadaki mevcut tarım modeli, toprak alanlarının daralmasına, sera gazları salınımının artmasına, dolayısıyla da iklim değişikliğine neden oluyor. Bir kilogram tahılın tarladan sofraya ulaşması için 500 litre, 1 kilogram et için ise 15 bin litre su harcanmaktadır. Yani et üretimi her yıl tüm dünyadaki tatlı su rezervinin 3'te 1'ini tüketiyor.. Dolayısıyla et üretimi için gerekli arazilerin azaltılması ve daha fazla sebze, meyve ve tahıl yetiştirilmesi doğal kaynakların korunmasına, iklim değişikliklerinin ağır etkilerini azaltmaya yardımcı olabileceği bildiriliyor. Ancak gelecek nesillere yaşanılabilir bir dünya bırakabilmek için mevcut beslenme alışkanlıklarımızın da değişmesi gerekiyor.

Sürdürülebilir Beslenme İçin Referans Kaynaklardan Öneriler

  • Yeterli ve dengeli beslenin.
  • Hayvansal kaynaklı proteinlerin (yumurta, et, süt) yerine bitkisel protein kaynaklarını tercih edin.
  • Günde en az 5 porsiyon sebze meyve tüketmeye özen gösterin.
  • Fazla şeker, yağ, tuz içeren paketlenmiş gıdaların tüketim sıklığına dikkat edin.
  • Baklagillerin, tam tahılların, fındık, ceviz veya badem gibi yağlı tohumların tüketimini arttırın.
  • Sürdürülebilir balıkçılık ile avlanmış (sezonunda avlanmış, avlanma riski olmayan) balıkları tercih edin.
  • Sebze ve meyveleri mevsiminde tüketin.
  • İdeal vücut ağırlığınızı koruyun ve ideal vücut ağırlığına ulaşmak için çabalayın.
  • Sofranıza gelen tüm besinlerin nereden, nasıl geldiğini düşünün ve sorgulayın.
  • Kırmızı et, işlenmiş et ürünleri ve hayvansal kaynaklı yağ tüketimini azaltın.
  • Satın aldığınız besinleri doğru koşullarda saklayın.
  • Hiçbir besini israf etmeyin. Besinlerin sularını veya sap, yaprak gibi kısımlarını değerlendirin.
  • Ambalaj, poşet, plastik kullanımını azaltın ve tekrar tekrar kullanılabilen çevreye zarar vermeyen geri dönüştürülebilir ürünler tercih edin.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Aradığınız Kişiyi Bulma Yolları

Size uygun bir sevgili var ama acaba nerede? 

İşte istediğiniz gibi bir sevgili bulma rehberi...

Okumayı Seviyorsanız...

Herhangi biri sizi açmaz. Uzun sohbetler edebileceğiniz, dünya görüşünüzün aynı olduğu kişilere yönelin. Cazip gelen çekici kişiler olabilir ama onlardan çabuk sıkılacağınız kesin. Göze hoş görünen bir süre sonra sıkıcı olabilir ve sohbetleriniz televizyon karşısında sıkışıp kalabilir. Siz iyisi mi kültürel mekanları mesken haline getirin. Örneğin çok sık alışveriş yaptığınız kitapçıda biraz daha fazla vakit geçirin. İlgi duyduğunuz alan sosyoloji mi, o bölümün önünde en az sizin kadar çok vakit geçirecek biri mutlaka yanınıza gelecektir. Kitapçıdaki satıcıları rahatsız etmemekte fayda var. İçeri giren her erkekle konuşmaya girişmeyin. Sezgilerinize güvenin, bir gün o oraya gelecek. Başlangıç hareketiniz, aradığınız kitabı okuyup okumadığını sormak olabilir.

Eğlenmeyi Seviyorsanız...

Sizin mekanınız barlar demek mümkün ama, bar çıkışlı pek çok ilişkinin sonunun hüsran olduğunu herkes gibi siz de bilirsiniz. Barlarda, gece hayatında herkes biraz farklı görünmeye çalışır. Siz iyisi mi barlarda değil de, sohbet de edebileceğiniz kafe-barlarda yan masadakileri gözden kaçırmayın. Sarhoş olmamasına dikkat edin, ertesi gün gündüz gözüyle yabancılaşmanızı da önlersiniz böylece. İştahla yiyenlerin keyifli insanlar olacağı gerçeğinden yola çıkarak, tanışmak için ilk adımı atıp atmamaya karar verebilirsiniz belki. Başlangıç hareketinizi tuzu istemek gibi basit bir hareket olabilir.

Spor Yapmayı Seviyorsanız...

Spor salonlarının uygun yerler olduğunu söylemeye gerek yok ancak biraz daha ileri giderek yazın tenis kortları, kışın kar pistleri ve kapalı yüzme salonlarını da deneyin. Daha ekonomik bir çözüm ise hafta sonları sahilde koşmak ve yürüyüştür. Sizin başlangıç hareketiniz ustalıklı bir çarpışma ya da ayak burkma numarasıdır.

Seçiciyseniz...

Ben bir sınıfa dahil değilim diyorsanız, hem entel hem eğlenen her an her yerde olabilir bir ruh haliniz varsa siz de arkadaşlarınızı seferber edin. Size uygun olduğunu düşündükleri adaylarla bir randevu ayarlamalarını isteyin. Yani bir çeşit "kör buluşma" "blind date" ya da "chat tanışması" gibi . Ancak bunda hayal kırıklığına uğrama riskiniz biraz daha az, çünkü arkadaşlarınızı sizi az çok tanıyorlar. Sonuç olarak arkadaşlarınızın aynı dertten yani sevgilisizlikten muzdarip pek çok yalnız erkek bulacağından emin olabilirsiniz. Sizin başlangıç hareketiniz neden yalnız olduğunu anlamanızı sağlayacak bir soru olabilir. İyi erkeklerin kapılmış olduğu, geriye sorunluların kalmış olduğu gibi bir gerçeği unutmak ve kendinizi garantiye almak lazım.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Çocukta davranış, “ebeveyn modeli” ile şekilleniyor

Çocuk yetiştirirken söz odaklı değil, davranış odaklı eğitimin esas alınması büyük önem taşıyor. Kız çocuklarının annelerini, erkek çocuklarının ise babalarını rol model aldıklarına dikkat çeken Uzm. Dr. Mahir Yeşildal, çocuğun anne-babadan örnek aldığı davranışları, ilerleyen zamanlarda kendisinin de gerçekleştireceğini vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi'nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Mahir Yeşildal, ebeveyn davranışlarının çocuklar üzerindeki etkisi hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu.

Çocuğunuzu sözlerle değil, davranışlarla ile eğitin

"Çocuk yetiştirirken temel kaidelerden biri çocuğu sözlerle eğitmek yerine, davranışlarla eğitmektir" diyen Uzm. Dr. Mahir Yeşildal,

"Mesela eve misafir gelir, 23.00-00.00 gibi kalkar, anne-baba 'Oturun daha yeni gelmiştiniz' der. Misafir gider, bu defa da ebeveyn, 'Bir türlü gitmediler' der. Çocuk oradan ikiyüzlülüğü öğrenir. Bu çocuğa dürüst davranmamak, ikiyüzlü davranmanın normal bir şey olduğunu gösterir. Şiddet noktasında aile içerisindeki problemleri çözme becerimizi çocuğa öğretmemiz gerekiyor" şeklinde konuştu.

Kızlar annesini, erkekler babasını örnek alıyor

Uzm. Dr. Mahir Yeşildal, "Kız çocukları annelerini, erkek çocukları da babalarını rol model alır" diyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bir kız çocuğunun hayatındaki ilk erkek babasıdır ve kız çocukları, bir başka erkekle nasıl iletişim kuracaklarını babası ile kurduğu ilişki ile öğrenir. Erkek için de aynı şey söz konusudur.

Çocuğunuzun fikrini sorun

5 yaşındaki çocuğu kendi kafasına göre giydirmemek gerekiyor. 3 tane tişörtü koyup, 'Kızım-oğlum hangisini giymek istiyorsun' diye sormak gerekiyor. Kendi özgür iradelerini ortaya koyabilecekleri bir yetişme modelini koymak lazım.

"Çocuğumuzun psikolojisi etkilenmesin" diyerek, sorunları gizlemeyin

Bir problem çıktığında aile içerisinde şuna da çok karşıyım; problem var, 'Çocuğun yanında susalım'. Hayır efendim, eğer evinizde mali bir problem varsa, bunu çocuğun önünde konuşmanızın bir sakıncası yok. İkili ilişkilerinizde bir problem varsa, bunu medeni insanlar gibi konuşacaksanız, lütfen çocuğun önünde konuşun. Çünkü çocuk sizden sorun çözmeyi öğrenecek. Mesela anne-baba boşanacak, 'Çocuğumuzun en azından soyut düşünme becerisi gelişsin, 6-7 yaşına kadar bekleyelim, boşanmanın ne olduğunu anlayabileceği yaşa kadar erteleyelim' diyorlar ve o yaşa kadar, evin içerisinde hiçbir sorun yokmuş gibi davranılıyor. Çünkü 'Aman çocuğun psikolojisi olumsuz etkilenir' diye, sorunlar sofraya, çocuğun oyun alanına getirilmiyor. Çocuk güllük gülistanlık giderken, birden bire anne-babasının boşandığını öğreniyor. Neden boşandığını kimden öğrenecek? Anneanneden, babaanneden yani taraflı kişilerden öğrenecek ve olayları çarpık bir şekilde öğrenmiş olacak. Dolayısı ile burada çocuk yetiştirirken, eğer medeni bir biçimde ilişki kurabiliyorsanız, çocuktan bir şeyleri gizleyip saklamanın anlamı yok. Çocuğun olduğu ortamda belediye seçimlerini de konuşmalısınız, artan kuru yemiş fiyatlarını da tanzim satış noktalarını da… Bütün bunları konuşarak çocuğa hayatı öğretebiliriz."

İletişim şekli, çocuğun bütün hayatını etkiliyor

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi'nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Mahir Yeşildal, anne-babanın istikrarsız davranışlarının çocuk üzerindeki etkileri hakkında şunları söyledi:

"Baba işe gidiyor, anne kayınvalideden, görümcelerden şikâyet etmeye başlıyor. Babanın eve geldiğinde çizdiği tablo apayrı. Anne susmuş, bu konularla ilgili hiçbir şey söylemiyor, baba diyor ki; 'Senin annen, 20 sene önce koltuk alırken de böyle yapmıştı'. Çocuk ikili bir mesaj almış oluyor. İstikrarlı bir iletişim ve ilişkiyi böyle bir ailede büyümüş bir çocuğun geliştirmesini beklemek mümkün mü?"

"Babası annesine nasıl davranıyorsa, o da aynı şekilde davranacak"

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi'nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Mahir Yeşildal, sözlerini şöyle tamamladı:

"Erkek çocuksa, eğer annesi ile babası arasında sağlıklı bir ilişki yoksa ve kendisi baba ile özdeşleşip, anne ile sağlıklı bir iletişim kuramamışsa, babası annesine nasıl davranıyorsa, aynı şekilde davranacak. Babası annesine nasıl davranıyorsa, o da aynı şekilde davranacak. O çocuk sürekli babasından yakınacak, 'Benim babam böyle yapmıştı, benim babam anneme şiddet göstermişti, benim babam para vermiyordu' vb. diyecek; ama babasının yaptığının 5 katını kendisi yapacak. Çünkü başka bir şey bilmiyor."

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

'Çocuk isteyen egzersiz yapsın ve aç kalsın'


Vedat Kızıl 

Erkeklerde sperm sayıları sağlıksız beslenme, sigara kullanımı ve kronik stres gibi faktörlere bağlı olarak her geçen yıl azalıyor. 

Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre yetişkin bir erkeğin çocuk sahibi olabilmesi için sperm analizinde mililitrede en az 60 milyon sperm hücresi olması gerekiyor. Oysa artık bu rakam 15 milyonlara düşmüş durumda. Buna paralel olarak tüp bebek tedavileri de giderek gelişiyor, başarı oranları ise giderek artıyor. Ancak yaşam ve beslenme tarzı da çok önemli.

Özellikle yüksek yoğunluklu egzersizlerin erkeğe bağlı kısırlık tedavisini olumlu yönde etkilediğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Tüp Bebek Laboratuvarı Sorumlusu, Embriyoloji Uzmanı Dr. Murat Başar, "Kısırlık tedavisi gören erkekler üzerinde yapılan araştırmalara göre haftada 3 kez crossfit yapmak üremeyi olumlu etkiliyor. Ayrıca belirli periyotlarla aç kalmak da çocuk sahibi olmayı kolaylaştırıyor" dedi.

Kısırlık tedavisi gören 443 erkek üzerinde yapılan araştırmaya göre erkeklerin 2 gruba ayrılarak (218'i egzersiz yapan ve 215'i egzersiz yapmayan) 7 gün, 30 gün, 12 hafta ve 24 haftalık periyotlarda seminal sıvıda inflamasyon ve oksidatif stres, semen parametreleri, sperm DNA fragmentasyonu ve hamilelik oranları yönünden incelendiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Tüp Bebek Laboratuvarı Sorumlusu, Embriyoloji Uzmanı Dr. Murat Başar, "Crossfit tarzı egzersiz yapan grupta yapmayan gruba göre seminal sıvıda inflamatuar ve oksidatif stres belirleyicileri anlamlı şekilde düşük bulunmuş, gebelik oranlarında artış olduğu görülmüş" açıklamasında bulundu.

Aç kalmak üremeyi olumlu etkiliyor

Yüksek yoğunluklu bir egzersiz programının, erkek faktörü kısırlık tedavisine yardımcı bir yaşam tarzı yaklaşımı olarak önerilebileceğini vurgulayan Dr. Murat Başar, "Egzersizin yanı sıra beslenmeden de mümkün olduğunca işlenmiş gıdalar çıkarılarak doğal ürünler tüketilmeli ve sigaradan uzak kalınmalı" önerisinde bulundu. Egzersizlerin yanı sıra belirli süre aralıklarında aç kalmanın da üremeyi olumlu yönde etkilediğine ilişkin araştırmaların yapıldığını söyleyen Dr. Murat Başar, "Belirli periyotlarda erkekler için 16-18, kadınlar için 12-14 saat aç kalmak üremeyi olumlu yönde etkiliyor. Fareler üzerinde yaptığımız bir çalışmada aralıklı oruç uygulamanın farelerin sperm hücreleri üzerinde yaşlanmayı hızlandıran genlerin baskılandığını gördük" şeklinde konuştu.

Sağlıklı sperm için 8 öneri

Ayrıca beslenmeye eklenecek bazı takviyelerin üreme sağlığını ve dolayısıyla sperm hareketliliğini ve kalitesini olumlu olarak etkilediğini aktaran Embriyoloji Uzmanı Dr. Murat Başar, sağlıklı sperm için ipuçları verdi.

Aminoasitler: Sperm hareketliliğini ve işlevselliği için çok önemli (karnitin, arginin vb.).
Çinko: Erkek üreme sisteminin normal işlev görebilmesi için gerekli olan eser bir elementtir. Vücudumuzda birçok mekanizma çinkoya ihtiyaç duyar. Çinko eksikliği azalmış erkeklik hormonu (testosteron) seviyesi ve azalmış sperm sayısıyla ilişkilidir.
Antioksidanlar: Spermler, oksidatif hasara çok duyarlıdır. Bu zararı önlemek için antioksidanlar çok önemli bir rol oynar.
C vitamini: Spermlerin içinde bulunduğu seminal plazmadaki C vitamini seviyesi diyetle ne kadar alındığı ile doğrudan ilişkilidir ve düşük seviyelerde spermin genetik materyalinin hasar görmesi olasılığı artar.
E vitamini: Çok iyi bilinen bir antioksidandır ve hücreleri serbest radikal hasarlarından korur. Yapılan bir çalışmaya göre E vitamini alan erkeklerde sperm işlevi korunarak yumurta dölleme oranı da artar.
Glutatyon/Selenyum: Glutatyon sperm antioksidan savunması için hayatidir ve sperm hareketliliğine olumlu etkileri olduğu birçok çalışma ile gösteriliyor.
Koenzim Q-10: Koenzim Q-10 sperm de enerji üretiminin olduğu orta bölümde yoğun bir şekilde bulunur. Aynı zamanda antioksidandır. Sperm hareketliliğini arttırdığı yapılan çalışmalarda gösterilmiştir.
B12 vitamini: B12 vitamin eksikliği erkekte sperm sayı ve hareketliliğinin azlığı ile karakterizedir. İnfertilite problemi olan erkek hastalara B12 vitamini takviyesi yapıldığında sperm sayı ve konsantrasyonunda artış olduğu gözlenmiştir.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Doğru ayakkabı mutlu çocuk!


Çocuk gelişim sürecinde ayakkabı seçimi, oldukça önemli yer tutuyor. Doğru ayakkabı ile çocuğunuzun ayak sağlığını koruyarak, sakatlanma riskini de en aza indirebilmeniz mümkün. Peki, ayakkabı alınırken nelere dikkat edilmeli?

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Kaya Hüsnü Akan, açıkladı!

Niye Doğru Ayakkabı?

Çocuklarda yürümeye geçiş ve ilerleme; sinir gelişiminin en önemli basamaklarındandır. İki ayağı üzerinde dengede duran ve çevresini tanımaya çalışan çocuğunuza yapacağınız doğru ayakkabı seçimi; onun hem ayak sağlığını, hem de nörolojik gelişimi devam ederken sakatlanma riskini azaltarak beden sağlığını koruyacaktır.

Yürümenin Altı Aşaması Olduğunu Biliyor Muydunuz?

Çocuklarda yürümenin aşamalarını; emekleme, sıralama, sarsak yürüme, güvenli yürüme, düztaban yürüme (2 yaş grubu) ve topuk parmak vuruşu ile yürüme (3-5 yaş arası) şeklinde sınıflandırabiliriz. Ayakkabı özelliklerinin, çocuk gelişiminin tüm bu basamaklarında; hafif, esnek ve stabil olarak ayağın yapabileceklerininin tümüne cevap vermesi beklenir. Doğru ayakkabı için ilk koşul, bu iş ile ilgili özel olarak uğraşan dükkânları tercih etmeniz olacaktır.

Gerçekçi Olun!

Ayakkabı tercihinde kafanızın karışmasına izin vermeyin. Sırf çocuğunuzun hoşuna gittiği için dükkândan bir balerin ayakkabısı alıp çıkmayın! Ayakkabıyı çocuğun beğenmesi de önemli ancak, ne amaçla aldığınız ve hangi mevsime hitap ettiği çok daha fazla önem arz etmekte. Renk olarak nötral renkleri seçerseniz çocuğun kardeşine veya bir yakınınıza da kullandırmanız mümkün olacaktır. Çünkü eskitecek kadar kullanmaları mümkün olmayacaktır.

Doğru Ayakkabı Boyu Nasıl Bulunur?


Doğru ayakkabı boyunu bulmak için, bazı şeylere dikkat etmek lazım. Öncelikle; herhangi bir ayakkabıda da aşağıdaki üç şey önemlidir:

* Topuk sert olmalı: İki tarafından bastırdığınızda içeri göçmemeli.
* Parmak kısmı esnek olmalı: Uç kısmını kıvırdığınızda aynı yürürken olduğu gibi esnemeli.
* Ayakkabının orta kısmı esnememeli: Ayakkabıyı ortadan katlamaya çalıştığınızda bükülmemelidir.
Şimdi, bu testi geçen bir ayakkabının boyuna bakalım. Akşama doğru çocuğunuzun ayağı biraz şişmeye başladığında seçmeye gidiyorsunuz. Ayağında mutlaka normal zamanda kullandığı çorapları var. Ayakkabıyı giydiğinde;
* Çocuk oturur pozisyonda iken ayakkabının topuğunu hafifçe çekerek ayağından çıkıp çıkmadığına bakıyorsunuz. Çok az kayması gerekiyor.
* Genişlik için ayağın ayakkabı içerisinde oturmasına bakın. Ayağın parmaklar başlamadan en geniş kısmı olan "aya" kısmı ayakkabının en geniş kısmına rahat oturuyor olmalıdır. Bunu denemek için iki yandan ayakkabıyı parmaklarınızla sıkıştırdığınızda bir miktar ayakkabının ayağa gelmeden sıkışıyor olması gerekir.
* Topuk çevresinin yastıklı olması, hareketli çocuklarda özellikle yeni ayakkabıların vurmasını
önler. Bu kısım; plastik olmalı ve hareketli olmaması gerekir.
* Bağlama kısmı: Bağcıklı veya velkrolu olabilir. Genellikle, küçük yaşlar ve okul için iyi bantları olan velkrolar hem hızlı kapama hem de çocuğun kendi başına beden derslerinde ayakkabılarını değiştirebilmesi için idealdir.
* Ayakkabıların boyu: Önerilen ayağın başparmağı değil, en uzun parmağından çocuğun yaşına göre işaret veya başparmağı kadar boşluk bırakarak ölçülmesidir (10-15 mm) Bu ölçümleri her iki ayak için mutlaka yapılması gerekir çünkü hiçbir zaman bir ayak diğeri ile aynı olmaz. Küçük çocuklara, nasılsa büyüyecekler diye büyük numaralı ayakkabı almak, takılıp düşmelerinin en önemli sebebidir.

"Ayakkabının Malzemesi Kritik Unsur"

Ayakkabı malzemelerinin iyi olması, çocuğun ayak sağlığı için kritik unsurlardan biridir. Bir çocuğun ayağının bir yılda, yaklaşık 50 litre terleyeceği hesaplandığından, materyalin bu teri emip dışarıya verebilmesi gerekir. Bu da; deri veya kanvas (keten veya benzeri) malzeme ile olabilir. Ayakkabıları giydikten sonra, ayak bileğine katlama hareketleri yaptırarak buraya sürtünüp sürtünmediğine bakılması gerekir. Eğer ayakkabı büyük veya genişse sürtünerek ayakta yaraya neden olabilir. Aynı zamanda serçe parmağının bulunduğu yerin, ayakkabının dış yanına sürtünüp sürtünmediğine de bakın. Ayakkabının iç kısmındaki destek kısmının da, başparmağın dibinden başlaması gerekir. Çocuğunuzun ayakkabısını aldıktan sonra ise arada bir aşınmaları ve içini dışını kontrol etmenizde fayda var. 1-2 yaş arası her 2 ayda bir, 3-4 yaş arası her 4 ayda bir, 5-6 yaş arası her 6 ayda bir, 6 yaştan sonra her yıl çocuklarınızın ayaklarını büyümesini kontrol etmeniz gerekmektedir.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Kış enfeksiyonlarına karşı 12 etkili öneri!

Nezle, grip, orta kulak ve bademcik iltihabı, bronşiolit, akut sinüzit… Hava ısısının düşmesi özellikle üst solunum yolu enfeksiyonlarına adeta davetiye çıkarıyor. Öyle ki 5 yaş altındaki çocuklar yılda 6-8 kez üst solunum yolu enfeksiyonuna yakalanıyorlar. 

Çocukların kış aylarında sıkça hastalanmalarının birkaç nedeni var: Hava sıcaklığı ile nem oranının düşmesi virüslerin daha da güçlenmelerine neden olurken, havada uzun süre canlı kalmalarını ve çoğalmalarını da kolaylaştırıyor. Kapalı ve kalabalık ortamlarda geçirilen zamanın artması, bu mekanlarda havalandırmaların genellikle yetersiz kalması nedeniyle çocuklar mikroplara maruz kalıyorlar. Bunların yanı sıra soğuk havada bağışıklık sisteminin zayıflaması da enfeksiyon hastalıklarına yol açan bir başka önemli etken. Üst solunum yolu hastalıklarının çoğu antibiyotik tedavisi gerektirmeden, şikayetlere yönelik uygulanan tedavilerle geçseler de, bazen hastane yatışını gerektirecek kadar ciddi sorunlar oluşturabiliyor. Dolayısıyla kış aylarında çocukları mikroplardan korumak büyük önem taşıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Yavrucu çocukları kış aylarında tehdit eden hastalıklardan korumanın yollarını anlattı, önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Kalın bir kıyafet giydirmeyin

Hastalıklardan korumak için terletmeyen, çok kalın olmayan, aynı zamanda üşütmeyen kıyafetler tercih edin. Soğuk havalarda tek kalın bir kıyafet yerine, ince özellikli kıyafetlerin bir iki kat şeklinde giydirilmesi, ısı dengesinin sağlanması açısından daha iyi bir koruma sağlıyor.Ayakların ısısının da iyi korunması çok önemli. Pamuklu, terletmeyen ve çok ağır olmayan çoraplar ile ısı yalıtımını iyi sağlayan ve ayağına büyük olmayan ayakkabı tercih etmelisiniz. Baş bölgesinden ısı kaybı fazla olabileceği için şapka veya bere takmayı ihmal etmeyin. Ayrıca ısı regülasyonu için atkı sararak boyun bölgesinin soğukla temasını önlemelisiniz. Ancak ağız bölgesine temasını dikkate alarak atkıyı sık sık yıkayın, çünkü mikroplar vücudumuza en çok ağız ve burun yoluyla giriyorlar.

Anne sütü çok önemli!

Anne sütü bağışıklık sistemini güçlendirmek için bebeğin ihtiyacı olan tüm besin öğelerinin kaynağı olan mucizevi bir besin. Dünya Sağlık Örgütü; sayısız faydaları nedeniyle bebeklerin ilk 6 ay sadece anne sütüyle beslenmelerini, 6. aydan sonra da ek gıdalarla birlikte 2 yaşına kadar anne sütüyle beslenmeye devam etmelerini öneriyor. Bebeğinizin bağışıklık sisteminin güçlü olması için gribe yakalandığınızda bile emzirmeye devam edin.

Bu besinleri mutlaka tüketmeli

Dr. Çiğdem Yavrucu sağlıklı beslenmenin vücut direncini artırmada son derece önemli bir rol üstlendiğini belirterek şu önerilerde bulunuyor: "Çocuklar vücudumuz için yapı taşı olan proteinlerden zengin beslenmeli. Bunun içinhaftada en az 2 kez balık,2-3 kez kırmızı et, 2-3 kez bakliyat (kuru fasulye, nohut mercimek v) tüketmeli. Her sabah yumurta, peynirve zeytin yemeleri de çok önemli.Bol vitamin içeren sebze ve meyveler, kış aylarında özellikle de C vitamin deposu olan portakal, mandalina ile nar sofrada mutlaka bulunmalı. Kalsiyum ve proteinden zengin süt, bağışıklık sistemimizi güçlendiren ev yapımı yoğurt, kefir gibi probiyotikler, muz gibi prebiyotikler temel besinler olmalı"

Eller sık sık yıkanmalı

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Yavrucu hastalık solunum yoluyla bulaşsa da, kirli ellerin de mikropların bulaşması açısından büyük bir risk taşıdığına dikkat çekerek sözlerine şöyle devam ediyor: "Ağız ve burun salgılarının bulaştığı ellerle başka kişilere veya eşyalara temas sonucu mikroplar kolayca bulaşıyor. Çocuklar da kirlenmiş ellerini, ağız veya buruna götürerek virüsleri alıyorlar. Bu nedenle çocuğunuzun ellerini yemekten önce ve sonrasında, dışarıya çıktıktan sonra bol su ve sabunla en az 10-15 saniye yıkamasını sağlayın"

Ballı zencefil veya zerdeçal

Zencefilin doğal antialerjik (antihistaminik) özelliği, öksürük üzerinde doğal tedavi edici bir etki sağlıyor. İçerdiği C, E vitamini, kalsiyum, fosfor ve demir ile de hem bağışıklık sistemini uyarıyor, hem de antioksidan özellik sağlıyor. Zerdeçal da içerdiği antioksidanlar, C ve E vitamini ile bağışıklık sistemini güçlendiriyor, hastalıklara karşı koruyucu etki ve direnç sağlıyor. Eğer çocuğunuzun alerjisi yoksa zencefil ve zerdeçal gibi gıdaları bal ile birlikte tüketmesini sağlayın. Günde bir defa, 1 bardak sütün içine 1 çay kaşığı zencefil veya zerdeçal katabilir veya 1 tatlı kaşığı bal (eğer bala alerji yok ise) ile 1 çay kaşığı toz ya da taze zencefili karıştırıp macun kıvamına getirebilirsiniz. Bunların yanı sıra 1 çay bardağı ıhlamur içine 1 tatlı kaşığı bal ve 1 çay kaşığı toz zencefili ekleyebilirsiniz. Ancak dikkat! Bu gıdaların 1 yaş altındaki çocuklara verilmesi uygun değildir.

En az 5 dakika havalandırın

Kapalı mekanlarda, öksürük ve hapşırık yoluyla ortama saçılan damlacıklar aracılığıyla, mikroplar çevreye hızla yayılıyor. Okul gibi kalabalık ve kapalı mekanlarda bu mikropların bulaşma riskleri çok yüksek oluyor. Dolayısıyla kapalı mekanların saat başı en az 5 dakika havalandırılmaları, enfeksiyonlarla mücadele etmede son derece önem taşıyor. Enfeksiyonlardan korunmak için evinizde de odaları düzenli olarak havalandırmaya özen gösterin. Ayrıca evin ısısını iyi ayarlamalı ve havanın aşırı kuru olmasını engellemelisiniz.

Şekerli besinlerden uzak tutun

Fazla şeker tüketimi bağışıklık sistemini zayıflatan önemli bir etken. Ayrıca yol açtığı obezite de başka sağlık sorunlarına neden olarak vücut direncini düşürüyor. Bu yüzden çocuğunuzu şeker gibi zararlı karbonhidratlardan uzak tutmanız çok önemli.

Kuruyemişleri unutmayın

Ceviz, badem ve fındık gibi kuruyemişler içerdikleri E vitamini, çinko ve omega 3 yağ asitleri sayesinde bağışıklık sistemini güçlendiriyorlar. Çocuğunuzun her gün bir avuç (2-3 ceviz, 5-10 badem, 5-8 tane kaju veya antep fıstığı, 8-10 fındık, 7-8 kuru üzüm, yaban mersini gibi) çeşitli kuruyemişleri yemesini sağlayın.

Bol bol su içmeli

Kış aylarında kaloriferlerin etkisiyle kuruyan oda havası solunum yollarının kurumasına ve tahriş olmasına zemin hazırlıyor. Bunun sonucunda üst solunum yolu enfeksiyonları riski artıyor. Çocuğunuzun bol bol su içmesini sağlayarak duruma da engel olabilirsiniz. En önemlisi yeterli miktarda su tüketilmesi bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Kan dolaşımını düzenliyor, metabolizmanın artışını sağlıyor, zararlı maddelerin ve toksinlerin vücuttan atılmasını kolaylaştırıyor.

Aşıları eksiksiz olmalı

Ciddi sonuçlara yol açabilen çocukluk çağı hastalıklarına karşı aşıların doğru zamanda ve eksiksiz yapılması çok önemli. Astım, romatizmal kalp hastalığı ve kan hastalığı gibi kronik hastalığı olan riskli çocuklarda, 6 aydan büyük bebeklerde de grip aşısının yapılması sağlanmalı.

Düzenli ve yeterli uyusun

Çocuklar yorgun ve uykusuz olduklarında vücut dirençleri düşer ve çok kolay hastalığa yakalanırlar. Hastalıklara karşı savaşma gücünü artırmak için çocuğunuzun yeterli süre uyumasını sağlayın.

Spor yapmasını teşvik edin

Bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara karşı vücut direncini artıran spor alışkanlığını kazandırın. Yaşına uygun olarak seçilen spor, çocuğun gelişimine çok yönlü bir fayda sağlayacaktır. Çocuğunuzu 4-5 yaşlarında yüzme ve jimnastiğe, 7-8 yaşlarında tenis veya futbola, 9-10 yaşlarından sonra da basketbol, voleybol veya su topu gibi çeşitli sporlara yönlendirebilirsiniz.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

İnanılmaz buğday ürünü: Siyez bulguru

Siyez, Triticum boeoticum türünden yabani buğday türünün kültüre alınmış formudur. 

Siyez buğdayı ilk olarak 10.000 yıl önce Yakın Doğu'da tespit edilmiş olup, kültüre alınmış günümüz buğdayının da atasıdır. Hititler ve Frigler tarafından da tarımı yapılmış olan Siyez buğdayına verilen ilk isim Hititçe bir kelime olan "Zız" iken, daha sonraları "Siyez" ve bazen de "Kaplıca" olarak adlandırılmıştır.

Günümüzde halen Kuzey Anadolu'da, Balkan ülkelerinde ekimi yapılmaktadır. Siyez bulgurunun farkı protein, lif içeriğinin yüksek ve buğdayların kaynatılıp tekrar değirmenlerde öğütülerek elde edilen bulgur türü olmasıdır.

Yapılan çalışmalarda; Siyez buğdayının protein içeriğinin 14.1-25.2/100 gr. arasında değiştiği, diğer buğday türlerine göre yüksek olduğu ve folik asit içeriği ile özellikle gebe bayanlar için önemli olduğu gösterilmiştir.

Faydalarına bakıcak olursak..

*Yüksek antioksidan içeriğine sahip olduğu için hücre yapısını korur.
*Potasyum, kalsiyum, demir mineralleri ve B vitaminlerinden zengindir.
*Protein ve lif içeriği yüksek bir besindir. Bağırsak rahatsızlıkları ve bağırsak hareketi için olumlu etkileri vardır.
*Glisemik indeksi diğer buğday ürünlerine göre düşüktür. Bu sayede hem kan şekerinizi hızlı yükseltmez hem de tokluk hissi yaratır.
*Kolesterol içermez.
*Diğer buğdaylara göre doymamış yağ oranı daha yüksek olduğu için kalp ve damar sağlığı açısından koruyucu etkisi bulunmaktadır.
*İçerisinde bulunan ''lutein'' maddesi diğer buğdaylara göre daha yüksek orandadır. Lutein ise göz sağlığı açısından önemli özelliklere sahiptir.
*Bakliyatlar da bulunan minerallerin emilimini engelleyen ''fitik asit'', pişirme ve kurutma işlemlerinden dolayı siyez bulgurda bulunmuyor.
*Bulgura göre daha geç pişmektedir.
*Dayanıklı bir ürün olduğundan küf gibi bazı bozulmaya karşı daha dirençlidir.

Hem doyurucu, sağlıklı hem de yemeklerinize iyi bir alternatif olan bu faydalı besini tüketmeyi ihmal etmeyin.

Herkese Sağlıklı Günler…

Dyt. SİMAY DEMİRKIRAN

KAYNAKLAR: *https://kastamonu.tarimorman.gov.tr/Belgeler/Kutu%20Men%C3%BC/Siyez%20Bu%C4%9Fday%C4%B1%20ve%20Bulguru.pdf 
*https://www.bulgur.gen.tr/siyez-bulguru.html *http://acikerisim.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/3796/418868.pdf?sequence=1&isAllowed=y

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Zayıflamak için kendinize güvenin

Uzmanlar, en düşük miktarlarda kilo kaybının bile sağlık açısından bedene büyük yararlar sağlayabileceğini belirtiyor. 

Yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kolesterol, uyku bozuklukları ve birçok tıbbi sorun, en iddiasız kilo kaybı ile bile düzelme gösterebilir.

Az miktarda kilo kaybını sağlamak için bile en azından daha ölçülü, daha bilinçli ve sağlıklı beslenmeye odaklanmak büyük yarar sağlayacaktır. Bu gerçek, her şeyi değiştirir. Hemen herkes kendini daha iyi hissettiği ve sağlık sorunları riskini azalttığı daha sağlıklı bir kiloya ulaşmayı başarabilir.

Doğru hedefi belirlediğinizde başarıya ulaşmanız kolaylaşır

Kilo vermeye çalışırken, hedefe ulaşacağınıza inanmak ve "hedef" belirlemek çok önemlidir. Ancak, kilo verirken hedef, "rakamlar" değil, "başarıya ulaşmak ve verilen kiloları korumak" olmalıdır. Hedefler her zaman için planlı bir şekilde diyetinize uymanıza yardımcı olur. Ulaşmak istedikleriniz için detaylı bir şekilde plan yapmanız, başarınızın bir kısmını oluşturacaktır.

Örneğin 10 kg verebilmek için kendinize üç ay süre koyun. Zamanlama için bir tablo hazırlayın ve her hafta alışveriş stratejilerinizi, yaptığınız egzersizleri ve ileriye dönük planlarınızı listeleyin. Bunlar motivasyonunuzu artıracak ve gerçekleştirilebilirliği yükseltecektir.

Başarınızı hayal etmek sizi hedefe yaklaştırır

Genelde tüm başarılı insanlar, önce başarılarını hayal eder, âdeta görürler. Bu küçük zihin oyunu kişinin kendisini bu başarıya ulaşabileceğini hissetmesini sağlar. Aynı şekilde, siz de kendi hedeflerinizin gerçekte gerçekleşmiş olduğunuz senaryoyu gözünüzde canlandırın. Örneğin akşam yemeği için doğru seçimler yaptığınızı gözünüzde canlandırabilirsiniz veya akşam bir davette önünüze gelen çikolatalı sufleyi yemek yerine sabah tartıda göreceğiniz düşük kilonuzu düşünün. Aklınıza geldikçe bu senaryoları tekrarlayın.

Kendinizi sabote etmemeye karar verdiğinizde değişim gerçekleşir

Birçok kez aslında farkında olmadan kendimize yeteri kadar güvenmediğimiz ve asla kilo veremeyeceğimizi düşündüğümüz için diyetimizi sabote ederiz. Kendinizi bu tarz düşünceler içinde yakalarsanız hemen bunu olumlu sözler ile yer değiştirmeye çalışın. Örneğin; "İstediğim kadar kilo veremedim fakat bunu değiştirebilirim. Şu andan itibaren kendime haftada üç kez olacak şekilde egzersiz planı hazırlayacağım" diyebilirsiniz.

Sağlıklı beslenmeye başlamak için hiçbir zaman geç değildir. Genelde diyete başlamak için ayın ilk günü veya haftanın ilk günü beklenir. Buna hiç gerek yok, karar verdiğiniz anda değişime başlayın. Zaten ihtiyacınız olan da budur; karar vermek…

Kendi kendinize hesap verin başkaları için değişmeyin

Kilo vermek (ya da kendinize yapacağınız kişisel gelişim yatırımı) sizin arzu ve kararınızla olmalıdır. Başkası için değil, kendiniz için. Yapabildiğiniz ya da yapamadığınızın hesabını başkalarına değil, kendinize verin. Diğer bir deyişle, yaşamınızın sorumluluğu sizin elinizdedir. O nedenle, kendi kendinizin en yakın arkadaşı olmayı deneyin.

Aksaklıkları kafanıza takmamaya çalışın ve ilerleyişinizi kutlayın. Bunun en iyi yollarından birisi ise hayatınızın tüm alanlarında sahip olduğunuz kişisel, profesyonel ve fiziksel becerilerinizi listelemeniz olacaktır. Bugünden itibaren yaptığınız tüm doğru şeyleri not alın. Doğruların büyük bir hızla artması sizi şaşırtacak.

Kendinize güveni arttırmak için önceki başarılarınızı hatırlayın

Kendinize olan güveniniz hakkında tereddüt mü ediyorsunuz? Bunun bir yolu da kendinize olan inancınızı olumlu cümlelerle desteklemektir; basit, kendinizi onaylayıcı ifadeleri her gün tekrarlamaya çalışın. Size destek olabileceğini düşündüğünüz arkadaşlarınızla bunu açıkça paylaşın sizi iyi tanıyan birilerinin önceki başarılarınızı hatırlatması kendiniz için güven tazelemeye yardımcı olabilir.

"Battı balık yan gider" değil, "… yaparsam daha iyi" deyin.

Ya hep ya da hiç şeklinde düşünmemeye çalışın. Örneğin sırf bir öğünde fazla yediniz diye diyetinizi mahvettiğinizi düşünmeyin. Kendinize karşı daha nazik olun ve yaşanan aksilikleri, öğrenmek için bir fırsat olarak görmeye çalışın.

Hedeflerinizin peşinden gidin vazgeçmeyin

Kilo kaybetmekle ilgili hedeflerinize ulaşacağınıza dair olan inancınız çok önemlidir. Fakat bunu aynı zamanda beslenmede davranış değişiklikleri yaparak ve fiziksel aktiviteyi artırarak gerçekleştirmelisiniz. Kendinizi sadece incecik olarak düşünemezsiniz ama beklentilerinizi etkin kılmak için kendinizi doğru ruh durumu içerisinde düşünebilirsiniz. Unutmayın; diyette başarısız yoktur, vazgeçen vardır…

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Soğuk havalar prostat şikayetlerini tetikliyor!

Halk arasında bilinen adıyla “iyi huylu prostat büyümesi”, prostatın en sık görülen hastalığı... Hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen bu sağlık sorunu, diğer prostat hastalıkları gibi soğuk havalardan oldukça etkileniyor. Hastaların şikayetleri özellikle sonbahar ve kış mevsimleri ile birlikte artış gösteriyor. 

Memorial Antalya Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mutlu Ateş, soğuk havaların prostat şikayetleri üzerindeki etkisi ve iyi huylu prostat büyümesinin tedavisi hakkında bilgi verdi.

Soğukla Şikayetler Artar

Havaların soğumaya başladığı sonbahar ve kış mevsimlerinde prostat ile ilgili şikayetler de artmaktadır. Çünkü soğuktan en çok etkilenen organlardan biri prostattır. Soğuğa maruz kalma durumunda hastalarda akut kötüleşmeler görülebilir. Bu nedenle, ilaç tedavisi ile prostat şikayetleri kontrol altına alınmış hastaların ilaçları, kış aylarından çok havaların ısınacağı yaz aylarında bıraktırılmaktadır.

Acılı ve Baharatlı Besinlere Dikkat!

Prostat hastalıklarını artıran ve hastaların şikayetlerini tetikleyen ikinci önemli neden de beslenme alışkanlıklarıdır. Prostatta geçici olarak oluşturduğu ödem nedeniyle; acılı, turşulu, baharatlı ve mayalı yiyecek ile içecekler prostat ile ilgili sıkıntıları artırmaktadır. Belli bir süre sonra bu etki ortadan kalkar.

Genetik Yatkınlık da Önemli

İyi huylu prostat büyümesi genetik geçişli bir hastalıktır. Ailesinde ve birinci derecede yakınlarında prostat şikayetleri olan kişilerin bu hastalığa yakalanma riski yüksektir. Prostat büyümesine genetik yatkınlığı olan kişilerin 40 yaşından sonra düzenli olarak kanda PSA değerini ölçtürmesi ve doktorunun gerekli gördüğü durumlarda ultrason takibi yaptırması önerilir. Bu hastalar soğuk havadan daha çok etkilenmektedir.

Belirtiler Dikkate Alınmalı

Prostat büyümesi genellikle “iyi huylu bir tümör” olarak büyüme şeklindedir. Bu nedenle kişiler daha çok idrara çıkma ile ilgili sorunlarla karşılaşınca bir doktora başvurmaktadır. Hastaların şikayetleri; hafif, orta ve şiddetli olarak sınıflandırılır. İdrar akım hızının ve gücünün azalması, prostat büyümesinin başlangıç belirtileridir. Buna eklenen sık sık idrara çıkma ve idrar yaparken zorlanma gibi sıkıntılar, kişide iyi huylu prostat büyümesinin göstergesidir. Özellikle gece idrara kalkma alışkanlığı olmayan erkekte birkaç kez idrara çıkma gereksinimi de hastalığın önemli belirtileri arasında yer alır.

Tedavi Edilmediğinde Böbrek Yetmezliği Oluşabilir

İyi huylu prostat büyümesi; prostat muayenesi, kan testleri ve gerektiğinde yapılan prostat iğne biopsisi ile teşhis edilmektedir. Hastalık tedavi edilmediği ve gerekli önlemler alınmadığı takdirde böbrek yetmezliğine yol açabilir. Bunun yanı sıra; tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları, mesane taşları ve bunların neden olduğu kronik irritasyonlara bağlı mesane kanserleri gelişebilmektedir.

Yeni Cerrahi Yöntemler ile Hasta Konforu

Tedaviye, şikayetlerin derecesine göre karar verilir. Hastalar ilaçla takip edilir ya da cerrahi işlemler uygulanır. Geçmişte uygulanan açık cerrahilerin yerini, halk arasında burgu yöntemi olarak da bilinen ve altın standart tedavi olan TUR-P yöntemi almıştır. Bu yöntemin son dönemlerde bipolar enerji ve lazer yöntemleriyle birlikte kullanılmasıyla, ameliyatlar daha hızlı bir şekilde yapılmakta ve kanama miktarı azalmaktadır. Hastalar cerrahi müdahale sonrasında uzman doktor tarafından dikkatli şekilde takip edilmeli ve bol su içmeleri konusunda da uyarılmalıdır.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Yüzdeki altın oranın püf noktası

Son dönemde Türkiye'de ve Hollywood'da en çok yaptırılan estetik uygulamalar arasında çene ameliyatı ve çene dolgusu dikkat çekiyor. 

Yüz hatlarını belirginleştirmek ve kusurları kapatmak için çene küçültme ya da büyütme ameliyatları yaptırılabiliyor. Özellikle burun estetiği yaptıranların daha çok tercih ettiği uygulama sayesinde yüzdeki altın orana da ulaşılmış oluyor.

Çene ameliyatı ve çene dolgusu Türkiye'de ve Hollywood'da ünlülerin en çok tercih ettiği estetik uygulamalar arasında yerini aldı. Özellikle ekranların sevilen birçok ünlü ismi yüzdeki altın oranı bulmak adına çene ameliyatı oluyor ya da çene dolgusu yaptırıyor. Yüz çerçevemizi belirleyen en önemli yer olan çenenin küçültülmesi, büyütülmesi, yanlardan daraltılması, golf topu gibi pütürlü görüntüsünün giderilmesi artık mümkün.

Burun estetiği ile birlikte en çok yaptırılan işlemin çene ameliyatı olduğu belirten İstanbul Estetik kurucu hekimlerinden Doç. Dr. Ümit Taşkın, yüzdeki altın oranın en önemli tamamlayıcısının çene olduğu belirtti.

Yüzdeki Oransal Sorunların Kaynağı Çene

Hangi durumlarda çene ameliyatlarının yapıldığından bahseden Doç. Dr. Ümit Taşkın, "Çene ucu ameliyatları için belirli bir standart vermek doğru değildir. Kişiye özgü sonuçları vardır. Burun ameliyatı olanlar ya da olmak isteyenler yüzlerindeki oransal problemin çenede olduğunu genelde anlamıyor. Bu nedenle burun estetiği ile birlikte en çok yaptırılan işlemler arasında çene ameliyatı ilk sıralarda yer alıyor. Eğer çenede küçük kusurlar varsa ve çene büyütülmek isteniyorsa silikon protez, hastadan alınan yağ hücreleri veya dolgu malzemeleri kullanıyoruz" dedi.

Çene kısaltmasına ilişkin bir ameliyat durumu söz konusu olduğunda çene cerrahı ile konsulte edilerek tedavinin planlandığını belirten Taşkın, "Çene ucunun normalden uzun veya önde olduğu durumlarda alt dudak iç yüzünden girilerek fazla kemik kısmı tıraşlanabiliyor. Özellikle gece uykuda diş sıkma problemi olanların yaşadıkları sorunlardan biri olan çene köşelerinin büyüklüğü durumunda da çiğneme kasının fazla kısımlarını çıkarabiliyoruz. Bu kısımlar normalden küçük ise büyütmek için yine protezlerden faydalanıyoruz" açıklamasında bulundu.

7 Gün İçinde Normal Hayata Dönüş

Ameliyat hakkında bilgi veren Taşkın, "Çene ameliyatı yaklaşık 1 saat süren bir ameliyat. Hastanın hastanede yatmasına gerek yoktur. Ameliyat sonrasında 2-3 gün süre ile hastanın sıvı ılık gıda ile beslenmesi gerekiyor. 3-4 gün sonra kademeli bir şekilde katı gıdalara da yavaş yavaş geçiş sağlanabilir. Hasta 7 gün gün sonra normal hayatına geri dönebiliyor. Sadece ağız içinde kendiliğinden eriyen dikiş kullanılıyor. Hastanın işlem sonrasında konuşma problemi olmuyor. Alt dudakta bir kaç hafta süren hissizlik olabiliyor" dedi.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Ciddi hastalıkların ilk sinyali olabilir!

Halsizlik, dikkat eksikliği, uykuya eğilim, kalpte çarpıntı ve saç dökülmesi gibi pek çok soruna yol açabiliyor. Genellikle de üreme çağındaki kadınları tehdit ediyor. Tedavi edilmezse yaşam kalitesini oldukça düşürebilen ve ciddi bir işgücü kaybına neden olabilen bu sağlık sorununun adı; demir eksikliği!

Demir eksikliği günümüzde Dünya Sağlık Örgütü'nün öncelikli sağlık sorunları sıralamasında en üst sıralarda yer alıyor. Dünyada 2 milyarı aşkın kişi, bir başka deyişle dünya nüfusunun yüzde 30'undan fazlası demir eksikliğine bağlı kansızlık sorunu yaşıyor. En çok da kadınlar demir eksikliği problemiyle mücadele etmek zorunda kalıyor. Yapılan çalışmalar Türkiye'de yaşayan her 3-4 kadından birinin demir eksikliği sorunu olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle kadınlarda artmış olan adet kanamaları ve doğumlar demir eksikliğinin önemli nedenlerini oluşturuyor. Toplumdaki yaygın inanışın aksine demir eksikliği hastalık değil, bir belirti. Dolayısıyla bu tabloya yol açan sorunun veya hastalığın mutlaka tespit edilmesi gerekiyor.

Acıbadem Maslak Hastanesi Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner özellikle erkeklerde ve menopoz dönemindeki kadınlarda gelişen demir eksikliği tablosunun ciddi olarak ele alınması gerektiğine dikkat çekerek, "Çünkü bu iki grupta altta yatan etken mide ile bağırsak kanalındaki bir kanama olabiliyor. Dolayısıyla başta mide ve bağırsak kanseri ile jinekolojik kanserler olmak üzere pek çok önemli hastalıkların belirtisi, hatta ilk uyarı sinyali olarak karşımıza çıkabiliyor" diyor.

Bu yakınmalar varsa, dikkat!

Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner demir eksikliği belirtilerinde zaman kaybetmeden bir hekime başvurmanın son derece önemli olduğunu vurguluyor. Bunun nedeni ise demir eksikliğinin yaşam kalitesini olumsuz etkilemesinin yanı sıra pek çok önemli hastalığın uyarıcı sinyali olması.


  • Ciltte solukluk,
  • Halsizlik, çabuk yorulma,
  • Çarpıntı,
  • Saç dökülmesi,
  • Tırnaklarda kolay kırılma,
  • İsteksizlik,
  • Konsantrasyon bozukluğu,
  • Sinirlilik hali,
  • Uykuya eğilim
  • Tedavi yarıda kesilmemeli


Tedavide, eksik olan demir ilaçla ağızdan, bazı durumlarda ise damardan yükleme yapılarak takviye ediliyor. Demir eksikliği pek çok nedenden dolayı gelişmiş olabileceği için eş zamanlı olarak bu tabloya yol açan etkenin de tespit edilerek tedaviye başlanması büyük önem taşıyor. Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner demir eksikliği tedavisinin ortalama 3-6 ay sürdüğünü belirterek, "Kemik iliği eksik kan miktarını yerine koymak için önce verilen demirin tümünü kullanıyor, hemoglobin düzeyi normale gelince bu sefer kullanmadığı demiri depolamaya başlıyor. Başarılı sonuç alınabilmesi için demir tedavisinin yarıda kesilmemesi ise kilit rol üstleniyor" uyarısında bulunuyor.

Kırmızı et tüketin, çayı kısıtlayın!


Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner demir eksikliğinde ilaç tedavisinin yanı sıra demirden zengin beslenmenin de son derece önemli olduğunu belirterek şu önerilerde bulunuyor:


  • En zengin demir kaynağı olan kırmızı eti haftada en az 2 kez tüketmeye özen gösterin.
  • Ispanak, karalahana ile pazı gibi yeşil yapraklı sebzeleri; kırmızı mercimek, kuru fasulye ve nohut gibi kuru baklagilleri sofranızda sıkça bulundurun.
  • Ceviz, fındık ile fıstık gibi kuruyemişler, balık ve yumurta sarısı da demirden zengin besinler arasında yer alıyorlar. Bu besinler sofranızda düzenli olarak yer almalı.
  • Ülkemizde demir eksikliğinin en önemli nedenlerinden biri, aşırı çay tüketmek. Çay içeriğindeki fitat maddesi nedeniyle demiri bağlayarak mide bağırsak kanalından vücuda geçmesini önlüyor. Demir eksikliğine karşı çayı günde 2-3 bardakla sınırlamanız ve yemekten 1-1.5 saat sonra içmeniz çok önemli.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite kimlerin sorunu?

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite kimlerin sorunu?

Daha çok çocuklarda görüldüğü zannedilen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) yetişkinlerde %4 oranında görülüyor. 

Hızlı duygusal iniş çıkışlar, aşırı hareketlilik, yerinde duramama, bir işe uzun süre konsantre olamama – odaklanamama, zamanı iyi değerlendirememe, çok konuşma, trafikte kurallara uymakta zorlanma şeklindeki davranışlar DEHB habercisi olabilir. Kişinin yaşamını akademik - mesleki, sosyal ve duygusal olarak etkileyen DEHB, tedavi edilebiliyor.

Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Serkan Elçi, toplumda yaygın olarak çocuklarda görüldüğü düşünülen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu'nun (DEHB) yetişkinlerde de ortaya çıktığını ve kişinin yaşam kalitesini etkilediğini söyledi.

Uzman Klinik Psikolog Serkan Elçi, özellikle son yıllarda adı pek çok yayında geçen, klinik başvurularının artmış olduğu Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu'nun (DEHB) özellikle akademik yaşantıdan ciddi zorluklara yol açan, sosyal ilişkileri etkileyen ve dolayısıyla duygusal ilişkilerde de olumsuzluklara yol açan bir rahatsızlık olduğunu kaydetti. Elçi, "Fizyolojik nedenleri olduğu gibi sosyal ortam, yetersiz veya fazla uyarana maruz kalma ve sosyal yaşantılar da bu rahatsızlığın tetikleyicileri olarak kendisini göstermektedir" dedi.

Yetişkinlerde %4 oranında görülüyor

Uzman Klinik Psikolog Serkan Elçi, DEHB'nin toplum geneli olarak bakıldığında çocuklukta %8, ergenlikte %6, yetişkinlerde ise %4 oranında görüldüğünü söyledi. Elçi, "DEHB'nin farklı özellikleri farklı yaşlarda ortaya çıkabilmektedir. Dalgın, unutkan, dikkatsiz bir çocuk, yetişkinlik döneminde yerinde duramayan, çabuk sıkılan, bir işe uzun süre konsantre olamayan bir halde olabilir.

DEHB tedavi edilmeli

Çocukluk döneminde fark edilmeyen ve tedavi edilmeyen DEHB, yetişkinlik dönemine kadar seyredebilir. DEHB olan ve ergenlik dönemindeki bireyin riskli davranışlara yönelebileceği bilinmektedir. Çocukluk döneminde tedavi olmayan ergenlik çağındaki kişi, bu riskli davranışlarla beraber tedaviye başvurmaktadır. Bu dönemde de başvuru olmadığı taktirde erişkinliğe kadar spektrum ilerlemektedir" dedi.

Erkeklerde bağımlılığa eğilim; kadınlarda çabuk bağlanma

Çocukluk döneminde kız çocuklarının daha fazla tanı aldığı görülmekle beraber, yetişkinlik döneminde cinsiyet arasında anlamlı bir fark bulunmadığını kaydeden Serkan Elçi, "İçerik olarak farklılık ise erkeklerde; alkol – madde bağımlılığına eğilim, tehlikeli araç kullanımı, fanatiklik, sabırsızlık olarak görülürken, kadınlar da ise; çabuk bağlanma – aşık olma, alışveriş – tüketim bağımlılığı, düşünmeden davranışlarda bulunma gibi özellikler görülebilir. Her rahatsızlıkta olduğu gibi erken tanı ve tedavi gelişim dönemlerinin daha sağlıklı ilerlemesine yardımcı olacaktır" önerisinde bulundu.

Bu belirtilere dikkat!


Uzman Klinik Psikolog Serkan Elçi, yetişkinlerde görülen DEHB'nin belirtilerini şöyle sıraladı:

1.Hızlı duygusal iniş çıkışlar

2.Aşırı hareketlilik, yerinde duramama

3.Bir işe uzun süre konsantre olamama – odaklanamama

4.Sürekli olan ertelemeler

5.Zamanı iyi değerlendirememe

6.Kolay öfkelenme

7.Stres yönetiminde zorluk

8.Unutkanlık, sık eşya kaybetme veya koyduğu yeri hatırlayamama

9.Dinlemekte güçlük, sık söz kesme

10.Aşırı konuşma

11.Çok uyuma veya sık uykusuzluk yaşama

12.Birçok işle aynı anda uğraşma ve hiçbirinin sonunu getirememe

13.Kolay sıkılma, uzun süre aynı yerde duramama

14.El ayak oynatmak, bacak sallamak

15.Trafikte kurallara uymakta zorlanma vb belirtilerin 4-5'nin aynı anda ve uzun süreli olması Yetişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun belirtileri arasında görülmektedir.

Kişinin yaşamı her yönden etkileniyor

Yetişkinlerde ortaya çıkan DEHB'nin kişinin yaşamını akademik - mesleki, sosyal ve duygusal olarak etkileyebileceğini kaydeden Serkan Elçi, uygulanan psikolojik testler ve görüntüleme yöntemleri ile fizyolojik bir nedene bağlı olup olmadığının başlangıçta tespit edilebildiğini, fizyolojik nedene bağlı olan DEHB'de ilaç tedavisi ve terapinin birlikte yürütüldüğünü kaydetti.

Bilişsel Davranışçı Terapi daha etkili olabilir

Serkan Elçi, DEHB olan birinin çoğu şeyde olduğu gibi terapi sürecinde de çabuk sıkılacağından dolayı kişiye yapılandırılmış, çözüm odaklı ve egzersizleri de kullanan Bilişsel Davranışçı Terapi yöntemi uygulanması gerektiğini kaydeden Serkan Elçi, "Bu terapi tekniğinin yanı sıra bilgisayarla bir uzman eşliğinde yapılan dikkati, hafızayı, sebat etmeyi, görsel – duyusal hafızayı kuvvetlendirici sistemler ile ek tedavi benimsenmesi sürecin daha hızlı ve çözüm odaklı ilerlemesine yardımcı olacaktır. Bu türde tedavi sürecinden geçen DEHB tanısı alan bireyin yaşamındaki zorlandığı ve kendisine bu rahatsızlığın strese yol açtığı konular da ele alınmalıdır. Sadece tanıyı alan birey ile değil, birlikte yaşayan kişiler de sürece dahil edilmelidir. Çocukluk döneminde olduğu gibi yetişkinlik döneminde de yukarıda bahsi geçen tedaviden geçmiş birey sağlıklı şekilde yaşamını sürdürebildiği gözlenmiştir" dedi.
*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!