SON YAZILAR
latest

728x90

468x60

Önizle
Genel Sağlık
Yaşam

Hastalıklar

Hastalıklar/block-2/#e89319

Kadın Sağlığı

Kadın Sağlığı/block-2/#0099cc

Yaşam

Yaşam/block-3/#72347d

Ruh Sağlığı

Ruh Sağlığı/block-1/#2adca1

güzellik

güzellik/block-7/#00bfff

Cinsel Sağlık

Cinsel Sağlık/block-8/#E74C3C

Erkek Sağlığı

Erkek Sağlığı/block-9/#2874A6

Doğal Ürünler

Doğal Ürünler/block-4/#F4D03F

Diyet zayıflama

Diyet zayıflama/block-6/#34495E

Çocuk Sağlığı

Çocuk Sağlığı/block-6/#707B7C

Genel Sağlık

Genel Sağlık/block-5/#5499C7

SAĞLIK DÜNYASI

sağlık

En son makaleler

25 Kasım 2020 Çarşamba

Cinselliği artırmanın 11 yolu

Cinselliği artırmanın 11 yolu
Spor, spontane seks, afrodizyak yiyeceklere yönelerek ve cinsel isteği azaltan hastalıkları ortadan kaldırarak seks arzunuzu geri getirebilirsiniz.

Seks arzunuz azaldı mı? Kendinizi eskisi kadar sekse hazır istemiyor musunuz? Sevişmek aklınızdan bile geçmiyor mu? Dönem dönem herkesin yaşadığı bu duyguları yenip, seks arzunuzu geri getirmek elinizde... 

İşte cinsel isteksizliği ortadan kaldıracak öneriler... 


Arzuyu azaltan hastalıkları ortadan kaldırın

Cinsel güç kaybına ve isteksizliğe yol açan nedenlerin yüzde 80’i bedensel rahatsızlıklardan kaynaklanır. Kalp, böbrek ya da karaciğer yetmezliği; şeker hastalığı; kansızlık; tiroit yetmezliği ve damar sertliği gibi hastalıklarınız olup olmadığını kontrol ettirin, varsa tedaviyi ihmal etmeyin. 

Beyninizi sekse hazırlayın

Seks, cinsel organda değil beyinde başlayan bir eylemdir. Dolayısıyla beyninizi seks yapmaya ve seksten zevk almaya odaklayarak cinsel arzu eksikliğinin üstesinden gelebilirsiniz. 

Spor yapın ama abartmayın

Spor yapmak zindelik kazanmanızı, kendinizi iyi hissetmenizi ve kendinize güvenmenizi sağlar. Bu nedenle egzersiz yaparak cinsel arzunuzu artırabilirsiniz. Ancak vücudunuzun sınırlarını zorlayan abartılı bir spor; örneğin kilometrelerce durmaksızın koşmak, bacaklarınıza, ciğerlerinize giden damarlarınızı genişletir ki bu da genital bölgeye giden kanı azaltır.

Spontane sekse yönelin

Partnerinizin erkek dergilerinden çıkan mükemmel vücutlu, seksi erkeklere benzemediğini, giyim kuşamının seks için davetkar olmadığını düşünmek sizi seksten soğutabilir. Tüm bunlar hazırlanmış, doğallıktan uzak seksiliktir. Oysa devir, spontane seks devri. Yani üzerinde çalışılmış, önceden hazırlanmış görüntüden ziyade; konuşma, davranış, bakış, nefes alıp verişler ve ilişki kurma esnasındaki doğal davranışların içerdiği seks unsurlarını yakalamaya çalışın. 

Afrodizyak etkili bitki çayı için

Tarçın, susam, nane, kekik ve vanilya, afrodizyak etkili bitkilerden bazıları. Bitki çayı içeceğiniz zaman tercihinizi bu seçeneklerden yana kullanın. 

Çikolata yiyin

Çikolata, beyindeki serotonin yapımını artırır ve bu nedenle kendinizi mutlu hissederek sekse yönelmenizi sağlar. Çikolatanın içindeki yüksek şeker ve kalori de cinsel uyarıcı ve keyif verici özelliğe sahiptir. 

Bir kadeh şarap için

Özel bir afrodizyak etkisi olmasa da bir kadeh şarap, üzerinizdeki baskıyı atmanıza yardımcı olup daha rahat hissetmenizi sağlar. Cinsel arzunun üzerinde büyük baskı yaratan stresi yendiğinizde sekse yönelmeniz kolaylaşır, cinsel uyaranlara karşı daha duyarlı olursunuz.

Testosteron hormonunuzu artırın

Testosteron, cinsel arzuyu sağlayan hormonlardandır. Testosteron hormonunu artırmak için yulaf ve ginseng; çinko açısından zengin olan istiridye, istakoz, karides, soya fasulyesi, buğday kepeği ve kabak çekirdeği tüketin. Unutmayın, kilo vermek de kandaki testosteron düzeyini artırır. Ciddi bir cinsel isteksizlik sorunuyla karşı karşıyaysanız, doktor kontrolünde testosteron hormonu almalısınız. 

Erotik film izleyin

Her ne kadar erkekler görerek, kadınlar ise dokunularak cinsel uyanışı yaşasalar da erotik video görüntüleri ve erotik sahneler içeren filmler, kadınların da cinsel arzusunu artırmasına yardımcı olur. Bir Kadının Seks Günlüğü, Okuyucu gibi cinsellik içeren filmleri öneririz. 

Sıcak su ile banyo yapın

Sıcaklık, kaslarınızın gevşemesine, bu gevşeme de dokunmaya karşı daha hassas hale gelmenize yardımcı olur. Sıcak bir banyo ile kendinizi sekse hazırlayın. 

Seks terapisi alın

Cinsel fobi, eşler arasında uyumsuzluk, cinsellikten zarar göreceğim endişesi, hamile kalma korkusu, cinsellikten dolayı suçluluk duyma, daha önce cinsel şiddete uğramış olma, erkeğin sürekli erken boşalması ya da sertleşme probleminin olması, kadının seks arzusuna ket vurur. Bu durumda çift olarak seks terapisine başvurmak gerekir. 

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Kilo aldıran diyet yalanları

İstediğiniz kiloya inememenizin 10 sebebi!

Batı kültürü beslenme alışkanlıkları ile başlayan obezite sorunu maalesef ki bütün dünyayı etkilemiş gibi görünüyor. Obezite çağ salgını haline geldiğinden beri, sağlıklı beslenme, zayıflama ve sağlıklı yaşayabilme çabası giderek popüler hale geldi.

Sağlıklı yaşama çabası, bilinç düzeyimizi artırarak yediklerimizin içeriğini sorgulatmaya başladı. Bu sayede diyetler ortaya çıktı, çıkıyor ve çıkmaya devam edecek. O kadar diyet var ki etrafımızda hangi birine inanacağımızı, uygulayacağımızı biz doktorlar bile şaşırdık. Ana beslenme maddesine göre; etobur, otobur, omnivor (ikisi birden), vejetaryen, süt ürünlü vejetaryen, meyveobur, coğrafik bölgesine göre; Akdeniz, Latin, Asya, Batı, besin maddesine göre; rafine, çiğ, filozofisine göre; makrobik, maker’s, incil, şükür, arındırma özelliğine göre; detoksifiye spesifitesine göre; düşük kolesterollü, glutensiz, düşük glisemik içerikli, düşük potasyumlu, düşük proteinli, düşük karbonitratlı, düşük yağlı, düşük tuzlu, özel diyetler; yaş, cins, aktivite, fizyolojiye uygun, sporcu, atkins, kilo verdirici; kalori hesaplı, tek besin, kimyaya uygun, heves, tek günlük, üç günlük, greyfurt, şok, L.A tipi, Zon, yarım porsiyon, tam porsiyon, pazartesi başlayan cuma biten...

Kilo aldıran diyet yalanları


Peki bu kadar diyet programıyla neden hala başarısızız?

Memorial Suadiye Tıp Merkezi Dahiliye Bölümü’nden Uz. Dr. İsmail Yağız, “Diyet başarısızlığındaki nedenler” hakkında bilgi verdi.

1.FOTOKOPİ DİYETLER

Etrafınızda aynı saç, aynı göz, aynı boy veya aynı özellikleri taşıyan birden fazla birey gördünüz mü? Peki dünyada neden tek tip antibiyotik, kanser ilacı ya da tansiyon ilacı yok? Neden bazı insanlar mutlu veya diğerleri değil? Bireysel farklılıklar yüzünden. Bir diyet programının her insanda aynı sonucu vermesını beklemek bir rüyadan öte olamazdı. Genetik ve çevresel faktorler, beslenme biçimi, yaş, tat duyusu ve kültür farklılıkları insanları birbirinden ayırır. Diyet programları da mutlaka bireye özgü olmalıdır.

2.KANSIZLIK

Özellikle kadınlarda görülen ve çok da önemsemedikleri bir problemdir. Demir, B12, folat eksiklikleri ciddi diyet başarısızlığına neden olur. Kansız kalan bir vücut iki nedenden ötürü kilo veremez. Birincisi enerji metabolizmasının düşüklüğü nedeniyle hasta enerji veren gıdalara ihtiyaç duyar. Çay ve kahve tüketir, tatlı isteği artar. Bu da kansızlığı hem derinleştirir hem de gereksiz kalori yükü nedeniyle yağlanmayı artırır. İkinci ve önemli neden ise kansız vucut diyetle karşılaştığında bir direnç gösterir. Bu direnç kendini sağlıksız ve enerjisiz bulan vücudun daha da kalori kısıtlanması karşısında yaşadığı stresten gelir. Stres ise her zaman adrenerjik sistemi hareketlendirerek vücuda enerji depolamaya çalışacaktır.

3.İNSÜLİN DİRENCİ

Şeker molekülünün işlenmesi için yeterli miktarda insuline ihtiyaç vardır. Farklı nedenlerle insulin fazlalığı, kortizon benzeri etkilerle iştah değişiklikleri, kan şekeri düşmesi ve tatlı ihtiyacı, vücutta tuz ve su dağılımında değişiklikler, ödem, adet düzensizlikleri, tiroid hastalıkları gibi diğer hormon bozukluklarını tetikleyebilir. İnsülin miktarlarının abartılı olduğu durumlarda hastanın diyetle kilo vermesi zordur.

4.TİROİD BOZUKLUKLARI

Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, tiroid bozukluğunuz varsa yani metabolizma yavaşlığı ile boğuşuyorsanız kilo vermeniz çok zordur. Tiroid hormonları vücudun tum metabolizmasını düzenleyen hormonlardır. Vücudun ısı düzelenmesi, yağ yakması, enerji ve depolama durumu, su dengesi, cilt ve diğer sistemlerin sağlıklı çalışması ancak iyi çalışan bir tiroid beziyle mümkündür.

5.YANLIŞ İLAÇ KULLANIMI

Fazla yağlardan kurtulmak için yağ yakıcı, enerji depolamak için multivitamin, hafızanızı kuvvetlendirmek için hafıza kuvvetlendirici, eklem şikayetleriniz için bitkisel takviyeler, hastalığa yakalanmamak için bağışıklık sistemi güçlendiricileri, son zamanda bozulan moraliniz için antidepresan, kanınız sulansın diye aspirin, altta yatan hastalığınız için tansiyon, şeker veya astım ilacınız, boğazınız ağrıdığında antibiyotik, komşunuzun kullandığı iştah kesici, internette gördüğünüz A ilacı, gazetede gördüğünüz X ilacı vs vs.

Yukardakilerden birkaç tanesini kullandığınıza eminim. Eğer kullanmıyorsanız çok şanslısınız. Bu kadar ilacın birbiriyle etkileşmemesi ve vücudunuza zarar vermemesi mucize olsa gerek. İlaçlar ister reçeteli ister bitkisel olsun mutlaka karaciğerinize uğruyor. Etkileri yanında yan etkileri de var. Diğer ilaçlarla alındıklarında etkileri artıyor veya azalıyor ya da yan etkileri çıkıyor. Biri şekerinizi çıkarırken diğeri yağlanmanızı artıyor, diğeri enerji verirken tansiyonuzu etkiliyor, öteki iştahınızı kapatırken kalbi etkiliyor. Metabolizmanızı hızlandıranı veya yavaşlatan var. Multi ilaç kullanımı önce sağlığınızı sonra da sağlıklı olmak için yaptığınız diyet programlarınızı bozmasın.

6.DİĞER HORMON BOZUKLUKLARI

Aldesteron, progesteron, prolaktin, kortizol, testosteron, östrojen, ACTH, Growth hormon bozuklukları sık görülen hormon bozuklukları arasındadır. Diyet çabası içindeki birinin, vücudun çoğu sistemini düzenleyen bu hormon bozukluklarından birine sahip olması diyet başarısızlığının altında bir etken olarak yatar. Bu hormonlar yağ, su ve diğer metabolizma sistemlerini bozarak anormal iştah artışı, adet duzensizlikleri, garip bölgelerde yağlanmalar, kıllanmalar, tansiyon değişiklikleri, uyku bozuklukları, şişlikler ve vücut ağrılarına neden olur.

7.EGZERSİZ OLMADAN DİYET YAPMAK

Diyetlerden mucize bekleyen hastalarla sık karşılaşıyoruz. Bir diyetin başarısı, kilo kontrolünün hayat tarzı değişikliği ve uzun süreli kilo kontrolü yaratmasıyla ölçülür. Diyetin başarılı olabilmesi için ise altta yatan bir hastalık olmaması ön şarttır. Diğer bir koşul ise diyetlerin egzersiz ile mutlaka ve mutlaka kombine edilmesidir. Hızlı ve çok miktarda kilo kaybı başarı gibi görünse de, birçok yan etkisi olabilir, bu durum ölümlere dahi yol açabilir. Geri verilen kilololarınızı almak istemiyorsanız tabana egzersizi yaymalısınız.

8.PSİKOLOJİK PROBLEMLER

Psikojenik yeme problemleri dışında; depresyon, anksiyete, panik atak, uyku problemleri, şizofreni manik bozukluklar, alkol ve keyif verici maddelere bağımlılık, klostrofobi gibi daha nicesi sayılabilecek problemlerle uğraşı, diyetleri olumsuz etkiler. Stres faktörü bile başlı başına hormonal bozukluklara neden olarak iştah düzensizliği yaratır. Diyetlerin bireye ayrı bir stres daha getirdiği düşünülürse karmakarışık bir durum ortaya çıkar.

9.MİDE BAĞIRSAK SİSTEMİ PROBLEMLERİ

Mide ülseri, gastrit, reflü gibi sindirim rahatsızlıkları mide asit salgı bozukluklarıyla beraberdir. Asit salgı bozukluğu ise mide bağırsak hızının artmasına neden olur. Mide bağırsak hızının artması çabuk acıkma, sık sık yeme isteği ve besin seçimine neden olur. Midesinde problem yasayan birinin sebze ve meyve ağırlıklı bir diyet benimsediğinde aşırı bağırsak gazıyla karşı karşıya kalması, tek yönlü beslenmeyle sonuçlanabilir. Bağırsakların stres kökenli aşırı reaksiyon göstermesi spastik kolon veya İBS denilen hastalık tanısı alır. Bu durumda hastanın aşırı şişkin hissetmesi, kilosunun bir türlü değişmemesi, besinlerin bazılarının kısıtlanması diyet programına uyum problemi yaratarak başarısızlıkların temelinde rol oynayabilir.

10.BESİN SEÇİMLERİ

Besin endüstrisi, bilim ilerledikçe ilerliyor. Domates görünümlü karpuz veya elma-armut bileşimi bir meyveye alışır olduk. Genetiği oynanmış ürünler raflarda yer almaya başladı. Katkı maddeleri oldukça fazla kullanılıyor. Her mevsim her yiyeceği bulabiliyoruz. Hormonlu gıdalar, hormonlu kümes hayvanlarını, bu da onların tüketilen ürünlerini hormonlu hale getiriyor. Çoğumuz eski besinlerin tatlarını bulamıyoruz ama giderek de alışıyoruz. “Bilim ne kadar besinleri değiştirmeli, her değişim yararlı mıdır, zararları ne zaman ortaya çıkıyor?”

Kafamızda çeşitli sorular var. Batı beslenme tarzıyla hastalıkların artması, Akdeniz beslenme tarzıyla daha uzun yaşayan insanların gözlenmesi işlenmiş ürünlerin çok da masum olmadıklarını gösteriyor. Az kalorisi olan besin ürünleriyle beslenmeyi dengelemek temel prensip olmalıdır. İçtiğiniz kahvenin içinde ne olduğunu sorgulayın. Size masum görünen, tatlandırılmış ve moda olmuş kahve türevi hiç yoktan 300-400 kalori almanıza neden olabilir. Bu konuda son derece bilinçli ve dikkatli davranılması gerekir.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Özel döneminde güzel görünme

Özel döneminde güzel görünme

Çoğalan sivilceler, şekil almayan saçlar ve parlayan bir cilt... Regl döneminde ortaya çıkan buna benzer sorunlarla, güzelliğinize gölge düşmesini istemiyorsanız, işte yapmanız gerekenler.

Regl döneminde hormonal seviyenin değişmesiyle birlikte kadınların büyük bir çoğunluğu regl dönemi başlamadan birkaç gün öncesinde göğüslerde hassasiyet ve büyüme, karında şişlikler gibi bazı problemler yaşayabiliyor. Bu zamanlarınızda pratik yöntemlerle kendinize biraz daha itina gösterirseniz, doğal güzelliğinize kavuşmak zor olmayacaktır.

Artan sivilceler

Sivilceler, yüzümüzde regl döneminin başladığının habercisi olabiliyorlar. Bizi rahatsız etmeye başlayan bu sivilceleri sıkmadan, regl dönemi öncesinde yüzünüzü düzenli bir şekilde antiseptik solüsyonla temizleyerek bu sorunu azaltabilirsiniz.

Şişkinlik için

Regl döneminde değişen hormonlar nedeniyle vücudun su tutması şişliğe neden oluyor. Uzmanlar, alınan sıvıyla atılan sıvı arasında bir denge olması gerektiğini, bol su içmenin ve potasyum bakımından zengin meyve tüketmenin faydalı olduğunu söylüyor.

Şekle girmeyen saçlar

Regl döneminin saçları etkilediği bir gerçek. Bu dönemde saçlarınız hem kolay şekil almaz, hem de çabuk kirlenerek sizi rahatsız edebilir. Bu dönemde saçınızın kolay şekil almasını istiyorsanız eğer, saçınızı her gün saç tipinize uygun bir şampuanla yıkayın.

Soluk cilt

Regl döneminde sıkça rastlanan bir diğer sorun ise hassaslaşan ve kuruyan ciltler. Bu dönemde cildinizin nefes almasını sağlayacak ürünler kullanmaya özen gösterin. Yağ dengeleyici ürünler kullanarak, cildinizin yağ salgılamasını, düzenlemesine yardımcı olun. Yüzünüzü parlak gösteren ürünleri kullanın.

Artan kırışıklıklar

Bu dönemde göz çevrenizdeki kırışlıklar daha da belirginleşebilir; bu yüzden göz çevrenizin nemli kalmasına dikkat edin ve buraya uygulayacağınız bakımı artırın. Gerektiğinde cildinizin rengine göre aydınlatıcı göz kapatıcısı kullanmak yüzünüzü daha canlı gösterecektir.

Dengeli beslenin

Regl olmadan önceki günlerde bal, reçel, pekmez, çikolata, pasta, dondurma, tatlı gibi basit karbonhidratiçeren gıdalardan kaçınmalısınız. Bu dönemde et,karaciğer, balık, yumurta, süt, yeşil yapraklı sebzeler ve kuru meyvelerin tüketimini artırabilirsiniz.


*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Bir kadının sağlığını sürdürmesi

Kadın bedeni, tükettiği besinlerden bazı şeyleri çok bazılarını daha az ister. Bir kadın bedeninin sağlığını sürdürebilmesi için besin öğelerine ihtiyacı vardır. Kadınlık süreci boyunca bazı ihtiyaçları farklılık gösterse de, kadın beslenmesinin temel çizgileri aslında çokta değişmez.

Diyetisyen & Yaşam Koçu Gizem Şeber'den Anneler Günü'ne özel öneriler!!

Enerji İster: Ama kararında

Kadın bedeni yaşantısının her döneminde erkeklere kıyasla daha fazla yağ depolamaya meyillidir. Ergenlik dönemi ile depolanmaya başlayan yağ dokusu yaş ilerledikçe enerji alımına dikkat edilmediğinde şişmanlık riski oluşturur. Kadınlık hormonlarının yağ depolama yetisini arttırması aslında metabolizma hızını da etkiler. Yağ hücreleri kas hücrelerine kıyasla daha az enerji harcadığından ötürü kadın bedeni erkek bedenine göre daha az enerji harcar yani kadınların metabolizmaları erkeklere nazaran yavaş çalışır. Erkek kardeşiniz, babanız veya erkek arkadaşınız karşınızda sizin iki katınız kadar yerken sizin sinirlerinizin bozulmasının da temel nedeni metabolik hız farkıdır.

Kadınsanız, vücudunuzun besinlerden istediği erkeklere kıyasla daha az enerjidir. Fakat bu durum aç kalmanız veya 3 öğün salata yemeniz anlamına gelmez. Enerji ihtiyacınızın doğru saptanması için özel teknikler kullanılmaktadır. Bir diyetisyenden yardım alarak kişisel enerji ihtiyacınızı saptayabilirsiniz.

Kalsiyum İster: Hep Dikkat Gerektirir

Ergenlik çağında kemik gelişimi için son derece gerekli olan kalsiyum mineralini kadın bedeni çok sever. Çünkü yaşa bağlı olarak artan kemiklerden kalsiyum atımına DUR demesi gerekir. Ayrıca aylık periyotların sonlandığı dönemde durum daha da kritik hale gelir ve kalsiyum atımı hızlanır. Kemik kırılmalarına kadar varabilecek sağlık sorunlarından kaçınmak için vücudunuzun sesini dinlemeniz önemlidir. Günlük beslenme planınızda 2 su bardağı süt veya yoğurt ve 2 dilim peynir çeşitlerinden olmalıdır. Kadınlık sürecinde kalsiyum desteğine gerek duyabileceğiniz dönemler olacaktır, bu süreçte doktorunuzun önerdiği kalsiyum desteğini "önerilen" dozda ve sıklıkta kullanmanız önemlidir.

Folat İster: Anne olmak isteyenlerden

Kadınlık sürecinin en özel yolculuklarından biri olan gebelik döneminde, kadın bedeni B grubu vitaminlerden biri olan folata olan isteğini arttırır. Bu yoğun isteğin nedeni bebeğin sinir sisteminin tam gelişmesini sağlamak ve onu sakatlıklardan korumak amaçlıdır. Gebelerin günde 600 mikrogram, emzikli kadınların ise günde 500 mikrogram folat alması gerekir. Gebelik öncesi dönemde ve gebelik süresince folat desteği için bir doktora danışmanız gerekir. Koyu yeşil yapraklı sebzeler ve kuru baklagilleri de sofra da ön plana çıkarın.

Demir: Sağlıklı bir "IRON" lady olabilmek için

Kadın vücudu aylık periyotlar sürdükçe demire daha fazla ihtiyaç duyar. Çünkü bu süreçte vücuttan demir kaybı gerçekleşir. 19–50 yaş arası bir erkeğin günlük demir ihtiyacı 8–10 mg iken, kadın bedeni günde 18 mg demir ister. Erkekler düşük demir ihtiyaçlarını kolayca karşılar. Peki kadınlar? Kadın bedeni, enerjiyi az demiri fazla isterken kendisini biraz çelişkili bir duruma sokmaktadır. Fakat sağlıklı beslenme ile çelişkiyi ortadan kaldırmak yine sizin elinizdedir. Kırmızı et ve diğer et grupları iyi demir kaynaklarıdır. Koyu yeşil yapraklı sebzelerde, kuru baklagillerde, kuruyemişlerde ve yumurta da ise vücutta daha zor kullanılan bir demir formu vardır. Bu demir formundan maksimum fayda için yapmanız gereken bu besinlerin yanında bir miktar et grubu besin ve C vitamininden zengin olan sebze ve meyveleri tüketmenizdir.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Erkekler sağlığa zararlı!

Yapılan araştırmalar, çekici kadınla görüşmenin erkek sağlığına iyi geldiğini gösteriyor

ABD'de California Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmaya göre çekici bir kadınla flört etmenin erkeklere iyi geldiği ortaya çıktı. Yaşları 18 ile 24 yaş arasında değişen 149 erkek öğrenci üzerinde yapılan araştırmada güzel kadının erkeğin sağlığına olumlu etki ettiği tespit edildi.

Araştırmaya katılan erkeklerin üçte biri 25 yaşındaki erkek araştırmacılarla görüşürken, geride kalanlar 18 ile 22 yaş aralığındaki yedi kadından biriyle konuştu.

Buna göre beş dakikalık görüşmeler sonrasında erkeklerden kadınların fiziksel çekiciliklerinin değerlendirilmesi istendi. Psikologlar, sadece beş dakikalık bir sürede bile çekici bir kadınla konuşmanın erkeklerin testesteron hormonunun yüzde 14, anti stres hormonu kortizolü de yüzde 48 oranla arttırdığını ortaya koydu.

ERKEKLER SAĞLIĞA ZARARLI!

Aynı zamanı erkeklerle geçiren tarafta ise durum hiç de iç açıcı değil. Bu sürede testesteron hormonu yüzde iki, antistres hormonu ise yüzde yedi oranla düştü.

Araştırmaya göre testesteronun erkeklik libidosuyla direkt ilgisi olduğu sonucuna varıldı. Kortizol hormonunun salgılanmasıyla yumuşayan sinirlerin de yine sağlıklı olmak için gerekliliğini söyleyen psikologlar, güzel kadının erkeğin sağlığı için çok önemli olduğunu söylüyor.

Doktor James Roney, "Hem testesteron hem de kortisol, güzel kadınlarla konuşan erkeklerde artış gösteriyor. Bu da sağlıklı olmakla doğru orantılı. Ancak aynı şeyi erkeklerle bir araya gelen diğer erkekler için söylemek mümkün değil" açıklamasında bulunuyor.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Makyaj malzemeleri DNA'nızı bozuyor!

Tamamlayıcı Tıp Uzmanı Medikal Estetik Hekimi Dr. Sibel Özgül Hayatımızın neredeyse her aşamasında ağır metallere ve toksinlere maruz kaldığımızı belirterek bu metal ve toksinlerin gün içinde sürekli kullandığımız malzemelerde saklı olduğunu söyledi. 

Saç boyaları, parfümler, ruj rimel gibi kozmetikler, eksoz gazları, alüminyum folyolar, deterjanlar gibi günlük rutinimizde yer bulan malzemelerin bazıları aslında metal ve toksin yuvasıdır.

Vücudumuz normal şartlarda arındırma işlevini doğal bir şekilde gerçekleştirir. Ancak sanayileşme ile birlikte farkında bile olmadan vücudumuzun baş edemeyeceği kadar çok metal ve toksine maruz kalıyoruz. Tüm bunlar vücuda ağır geldiğinden birçoğumuzun vücudu bunları temizleme noktasında yetersiz kalıyor.

Vücuttan atılamayan, arındırılamayan bu zararlı maddeler bağışıklık sistemimize ve vücudumuzdaki diğer hücrelere zarar verip otoimmünite de dâhil olmak üzere düzinelerce farklı bozukluğa yol açabiliyor. Toksinlerin vücuda olan etkisi o kadar doğrudan ki DNA ve RNA'nın kimyasal yapısını değiştirebilmektedir. Vücudumuzun savaşçı hücreleri, yapısı değişmiş olan bu hücreleri tanıyamaz işlevini gerçekleştiremez.

Çalışmalar cıva, kadmiyum ve kurşun gibi metallerin skleroderma, lupus, otoimmün hepatit, multipl skleroz, Hashimoto tiroiditi, Graves hastalığı, romatoid artrit, lupus, pernisiyöz anemi, kronik yorgunluk sendromu, Fibromiyalji ve tip 1 diyabet gibi hastalıklara neden olabildiklerini göstermektedir. Üstelik bütün bunlar buzdağının sadece görünen parçası.

Vücuttaki ağır metal varlığını ölçmenin değişik yöntemleri bulunduğunu ileten Sibel Özgül, doktor olarak gerekli olan hastalarımızda bu yöntemleri kullanarak metalin varlığını ve yoğunluğunu öçlüklerini belirtti. Ağır metallerin hücre içi ve hücreler arası dokuda birikmesi nedeniyle çoğu zaman yapılan tetkikler doğru sonuç veremeyebiliyor. 

Bu sebeple tedavi uygularken önce ağır metali hücre dışına çıkarıyor daha sonra şelasyon tedavisi adını verdiğimiz uygulamayı gerçekleştiriyoruz. Bu uygulamadan sonra hastalarımızın kronik hastalıklarında dahi olumlu sonuçlar gözleyebiliyoruz.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Denge problemlerine karşı temiz havada yürüyün

Ani hareketlerle ortaya çıkan baş dönmeleri, denge sorunlarına işaret ederek kişinin yaşam kalitesini düşürebiliyor. 

Denge sorunu yaşayanların, tek başına sokağa çıkmaktan korktukları için sosyal yaşamlarının da olumsuz etkilendiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sertaç Yetişer denge sorununun ortaya çıktığı dönemde ilaç tedavisi alanların yatağa yatıp dinlenmek yerine, sokağa çıkmaları gerektiğini söyledi.

Birkaç saniyelik ani baş dönmesi, şiddeti nedeniyle yaşam kalitesini ciddi oranda düşürebiliyor. Prof. Dr. Yetişer hastalığın kronikleşen denge sorunlarına ve psikolojik güvensizliğe yol açtığını vurgulayarak "Hastalar tek başlarına dışarı çıkmak istemeyip yalnız kalmaktan kaçınabiliyor ve sürekli bir endişe hali yaşayabiliyorlar. Günlük yaşamın yanı sıra, çalışma hayatında meydana gelen zorluklar da kişiyi bunaltabiliyor. Bu hastalıkla ilgili 'Düşecek gibi oluyorum. Yer ayağımın altından kayıyor gibi cümleler, hekimlerin en sık duyduğu şikayetler arasında yer alıyor" dedi.

Süpermarket hastalığı da deniyor

Denge sorununa neden olan etmenlerin genel olarak kulak kaynaklı ve santral olarak ikiye ayrıldığını söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sertaç Yetişer, "Beyin dışı nedenlerin sayısı oldukça fazla olsa da en sık görüleni Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo oluyor. Aniden başlayan, baş hareketleri ile tekrarlanan baş dönmesi olarak özetlenebilecek ve BPPV diye kısaltılan bu neden, halk arasında daha çok 'Kulak kristallerinin yerinden oynaması' olarak tarif ediliyor. Gözle görülemeyecek kadar küçük olan bu kulak kristallerinin iç kulakta bulunduğunu ve darbe, uzun süreli yolculuklar ya da üst solunum yolu enfeksiyonu gibi nedenlerle yerlerinden oynayabilir. Hastalık yukarıya doğru baktıkça ortaya çıktığı için bu hastalığa 'süpermarket hastalığı' da denebiliyor" açıklamasında bulundu.

Denge sorunu olan KBB uzmanına görünmeli

BPPV hastalığının kişiyi uygun baş hareketleri ile test ederek kolayca tanındığını ifade eden Prof. Dr. Yetişer, tedavinin de benzer manevralarla kolaylıkla yapılabildiğini belirterek "Kendilerinde görülen denge sorunu için her zaman en kötüsünü düşünen hastaların bir kez KBB uzmanına danışılması gerekir" dedi.

Temiz havada yürümek iyi geliyor

Denge sorununun tedavisinde bazen bir iyileşme sürecine ihtiyaç olabileceğini ve hareket etmenin önemli bir yer tuttuğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sertaç Yetişer, "Baş dönmesi yaşayan kişiler 'Işığı kapatmalıyım, dinlenmeliyim, geçer!' diye düşünse de bu sorunu yaşayan kişilere temiz havada birkaç saat yürümeleri öneriliyor. Hasta, ne kadar çok dışarı çıkar ve yürürse, dengesine kavuşması o kadar kolay oluyor" diye konuştu.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Şeker konsantrasyonu da bozuyor

Sık acıkmak, sebepsiz yorgunluk, sürekli bitkinlik, sık idrara çıkma, yaraların yavaş kapanması, diş çürümesi, ağız kuruluğu, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları, ağızda beyaz akıntı/dilde beyazlık, cilt kuruluğu, kilo alımı, konsantrasyon güçlüğü…

 Dr. Sinan Akkurt, tüm bunların çok fazla şeker tükettiğinizin belirtileri olabileceğini söylüyor! Şeker bağımlılığından kurtulmanın pratik yolları ve tedavi şekilleri olduğuna dikkat çekiyor…

Şekerin aslında bir ihtiyaç değil, psikolojik ya da fiziksel bir bağımlılık maddesi olduğuna dikkat çeken Dr. Sinan Akkurt, insan bedeninin gereksinim duyduğu üç ana besin maddesinin karbonhidrat, yağ ve protein olduğuna, şekerin dördüncü madde olmadığına işaret etti. Uyuşturucu maddeler gibi etki gösteren şekerli gıda tüketme bağımlılığının pek çok hastalığa davetiye çıkardığına değinen Dr. Akkurt, herhangi bir sağlık sorunu olmayanlar için yetişkinler için günlük iki çeşit meyveden oluşan bir porsiyon, çocuklar için ikişer çeşit meyveden oluşan iki porsiyonun doğal şeker içeriği ile yeterli olduğunu kaydetti. 

Bunun yanında makul ölçüde doğal ev yapımı bal, pekmez, kuru meyve gibi doğal içeriklerin de masum kabul edilebileceğini, örneğin nadir tüketilen bitter çikolatanın makul karşılanabileceğini söyledi. Öte yandan sınav öncesi ya da önemli bir görüşme öncesi zihin açar, enerji verir diye alınan fazla çikolata ya da şekeli gıdaların tam tersine konsantrasyonu bozacağını ifade etti. Dr. Sinan Akkurt, başta paketli ürünler olmak üzere aşırı şeker tüketiminin tedavi gerektiren bir rahatsızlık olduğunu belirtti.

Dr. Sinan Akkurt, sürekli şeker tüketiminin neden olabileceği rahatsızlıklar arasında obezite, diyabet gibi bilinenlerin yanında depresyon, anksiyete, konsantrasyon güçlüğü, migren, damar tıkanıklığı, kanser gibi risklerin de bulunduğuna işaret etti. Aşırı şeker tüketiminin başlangıçta çok sık acıkmak, sebepsiz yorgunluk, sürekli bitkinlik, sık idrara çıkma, yaraların yavaş kapanması, diş çürümesi, ağız kuruluğu, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları, ağızda beyaz akıntı/dilde beyazlık, cilt kuruluğu, kilo alımı ile kendini gösterdiğini kaydeden Dr. Akkurt, bu şikayetleri olanların hayatından şekeri çıkarmak için acilen harekete geçmelerini önerdi.

Şeker bağımlılığı tedavi edilebilir

“Şeker bağımlılığından kurtulamıyorsanız, öncelikle insülin direnci, reaktif hipoglisemi araştırılmalıdır. Ayrıca candida mantarı ve adenovirüs 36 gibi oluşumlar sürekli açlık hissine yol açabilirler, bunların da araştırılması gerekir. Gıda bağımlılıklarının tedavisinde biorezonans metodundan da destek alınabilir.” diyen Dr. Sinan Akkurt, psikolojik destek de alınabileceğini belirtti. Ayrıca şu önerilerde bulundu:

- Şeker yerine bal, pekmez, elma suyu kullanarak hazırlayacağınız atıştırmalıklarla alternatifler oluşturabilirsiniz.

- Çocukları da, kendinizi de şekerli gıdalarla değil, sağlıklı gıdalarla ödüllendirin.

- En bağımlı olduğunuz, gördüğünüzde dayanamadığınız şekerli yiyeceği başlangıçta 21 gün için bırakın. Bu sürenin ardından ona karşı eskisi kadar iştah duymayacaksınız.

- Duygusal açlığınızı gidermenin yollarını arayın. Stres yönetimi ve olumlu düşünme teknikleri ile ilgili kitaplar okuyun, eğitim ve profesyonel destek alın.

- Güne kahvaltıyla başlamak, bütün gece açlıktan sonra güne dengeli bir başlangıç için önemlidir. Kahvaltıyı ihmal etmeyin!

- Sürekli tatlı krizlerine giriyorsanız tarçının kan şekerini dengeleyici özelliğinden yararlanabilirsiniz. Sütünüze, çayınıza, hatta suyunuza tarçın ekleyip içmeyi ya da dilimlediğiniz elmanın üzerine tarçın serpip yemeyi deneyin, tatlı krizlerini yendiğinizi görecesiniz

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

İshali kesmek için içilen kahve, şehir efsanesi

"İshal, kişilere günlük hayatı sekteye uğratacak derecede rahatsızlık verebilir. Uzun süren ishale neden olan dizanteri ve parazitler; tedavi edilmezse, beyin iltihabı veya karaciğer kistine varıncaya kadar birçok tehlikeli hastalığa öncülük edebilir. 

İki haftayı geçen uzun süreli ishaller; doğumsal bağırsak hastalıklarının da habercisi olabilir'' diyen İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Musa Bostancıoğlu, ishallere karşı ebeveynleri uyardı.

Çocuk Ölüm Nedenleri Arasında 4. Sırada!

Mikrobik ya da mikrobik olmayan birçok nedenle ortaya çıkabilen ishal, çocuk ölüm nedenleri arasında 4. sırada yer almaktadır. İshalin en sık nedeni besin zehirlenmesi olurken, iki haftayı geçen uzun süreli ishaller ise; çölyak, kistik fibroz, chron ülseratif kolit gibi doğumsal bağırsak hastalıklarının habercisi olabilir. Dışkılamanın günde 6 ila 8 defadan fazla sayıda ve sulu olması; riskli olduğundan, bu durumda hastanın en yakın bir sağlık kuruluşuna başvurması gerekir. Bebek ve çocuklar; kusma ve ishalle aşırı su kaybederek, erişkinlere göre daha hızlı şekilde, böbrek ve kalp yetmezliğine girebilirler. Bu nedenle; ishale asla kayıtsız kalmamak gerekir.

Mikropların Çoğu Besinlerle Bulaşıyor

Herhangi bir mikroorganizmanın, bağırsak mukozasında yaptığı tahribat sonucu ortaya çıkan ishal durumuna, akut infeksiyoz ishal denir. Mikrop bulaşmış suların içilmesi, besinlerin yenmesi veya direnci azalmış hastada vücudun kendi bakterilerinin hastalık yapar hale gelmesiyle; ishal oluşmaktadır. Mikropların çoğu iyi klorlanmış suda ölmektedir ancak; Rota virüsü gibi klora dirençli bazı mikroplar da vardır. Kanalizasyon karışmış suların bilmeden kullanılması, kapalı şehir suyu şebekesi dışından edinilmiş kuyu sularının içilmesi sonucunda da ishal gelişebilmektedir.

Açıkta Bırakılan Gıdalar Zehirliyor

Tarihi geçmiş ya da açıkta fazla bekletilen; tavuk eti, yumurta, et ve diğer hayvansal gıdalar; ishale ve zehirlenmeye neden olabilmektedir. Mikrop bulaşmış; sucuk, pastırma, salam, konserve, et suyu ve soslar, pilav, makarna ve süt tozu, krema, mayonez, dondurma gibi gıdalar, süt, çiğ veya az pişmiş deniz ürünlerinin tüketilmesi ve de kanalizasyon bulaşmış suyla yıkanan sebze ve meyvelerin yenmesi de ishale yol açmaktadır.

İshalken Az ve Sık Beslenilmeli

Hastanın klinik tablosu belirlendikten sonra ve gerekli ise acil girişimlerde bulunulduktan sonra, hekim tarafından laboratuvar tanıya geçilmelidir. İshal tanısında en basitinden en karmaşığına kadar pek çok yöntem sırayla kullanılmadır. Bu süreçte hasta; ishalin süresi, sayısı, gıdalarla ilişkisi, sancılı olup olmadığı yönünden hekimi tarafından sorgulanmalıdır. Tedaviye dirençli uzamış ishallerde, ileri düzey tetkikler mutlaka yapılmalıdır. Çoğu ishal olgusunda, tedavi kaybedilen sıvı ve minerallerin en kısa sürede yerine konması yeterli olur. Bu amaçla, aşırı sıvı kaybı olan ağızdan beslenemeyenlere hastanede damar yolundan serumla sıvı verilmelidir. Kusması seyrek sıvı kaybı az olan hastalara, ağızdan sıvı yiyecekler ve su verilmelidir. Ancak bu dönemde az az ve sık sık beslenilmeli bulantı uyarılmamalıdır.

İshali Kesmek için İçilen Asitli İçecekler ve Kahve Şehir Efsanesi!

İshali olan hastalara asitli içecek, kahve içirilmesi tamamen bir şehir efsanesidir. Tedaviyle birlikte hasta kişi yiyecek olarak yoğurt, ayran, muz, yayla çorbası, patates havuç, gibi gıdalarla beslenmelidir. Aşırı yağlı olmamak kaydıyla hasta makarna ve pilav yiyebilir. Kişi bu dönemde; ayran, sade soda, şeftali ve elma suyu içebilir. Sadece; erik, kayısı, karpuz, kavun, kiraz, armut, mısır, kuruyemişler, bakliyatlar, kızartmalar gibi bağırsak çalışmasını hızlandıran yiyecekler kesilmelidir. 

Bağırsakta bozulan mikrobik dengeyi yeniden oluşturmak için probiyotikler kullanılabilir, 1 haftayı geçmiş ishallerde yıpranmış bağırsak dokusunun daha hızlı iyileşmesi için çinko şurupları doktor önerisiyle verilebilir. Antibiyotikler ise gaita tahlili yapılmadan ve doktor yazmadan kesinlikle kullanılmamalıdır. Hasta bebek; emiyorsa emzirmeye devam etmeli, katiyen emzirme kesilmemelidir. Bebek yediklerini dışkı ile atıyor diye su ve sulu gıdalar vermekten vazgeçilmemelidir. İshalden korunmak için yapılması gereken en önemli şey ise hijyenik olmaktır.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Fazla tuzun yol açtığı 5 hastalık

Fazla tuzun yol açtığı 5 hastalık

Dünya Sağlık Örgütü, günlük tuz tüketimini 5 gramla (1 çay kaşığı) sınırlarken, ülkemizde bu miktar 18 grama ulaşıyor. 

Acıbadem Altunizade Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Bodur Yalçın, kararında tüketilen tuzun sinir sisteminin sağlıklı işlemesinden kan basıncının düzenlenmesine dek birçok faydası olduğunu, buna karşın günlük miktarın aşılması halinde kalp damar hastalıklarından böbrek hastalıklarına dek birçok ciddi soruna yol açabildiğini vurguluyor. 

Yemeklere tuz eklemeden de, yediğimiz besinlerden günde 5 gram tuz temin edebildiğimizi, yüksek oranda tuz içermesinden dolayı işlenmiş besinlerden kesinlikle uzak durmak gerektiğini belirten Dr. Özlem Bodur Yalçın, fazla tuzun yol açtığı 5 hastalığı, tiroidi fazla çalışanların neden iyotsuz tuz tüketmesi gerektiğini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.


Hipertansiyon

Fazla miktarda alınan sodyum yüksek kan basıncına neden oluyor ki inmelerin yüzde 62’sinden, kalp hastalıklarının da yüzde 49’undan yüksek kan basıncı sorumlu. Yapılan çalışmalar; yüksek oranda sodyum tüketen çocukların da hipertansiyona daha yatkın hale geldiğini ortaya koyuyor. Diyetle alınan tuzun 10 gramdan 5 grama düşürülmesi ile inme riski, kalp damar hastalıkları riski azalabiliyor.

Böbrek hastalıkları

Tuz tüketiminin azaltılması, böbrek hastalığı tedavisinin en önemli basamağını oluşturuyor.Çünkü fazla tuz tüketildiğinde böbrek içindeki kılcal damarlarda kan basıncı yükselip harabiyet başlıyor ve bu harabiyete bağlı olarak idrardan protein kaçağı meydana geliyor. Protein kaçağının başlaması böbrek hasarının geliştiğini gösteriyor. Fazla tuz tüketimi aynı zamanda böbrek taşı oluşumunda önemli bir rol oynuyor.

Ödem

Sabahları uyandığınızda ellerinizde ve yüzünüzde şişlikler olması, ayakkabılarınızın ayağınızı sıkması ve çorabınızın ayağınızda iz bırakması ödeminiz olduğunu gösteriyor. Hücreler arası sıvının artması anlamına gelen ödemin en önemli nedenlerinden biri gereğinden fazla tuz tüketmek. Tuz tüketimini kısıtlayarak ve uzun süre hareketsiz kalmamaya dikkat ederek ödeminizin atılmasını sağlayabilirsiniz.

Osteoporoz

Osteoporoz kemik kütlesinde azalma ve kemik yapısının zayıflaması sonucunda, kemik kırılganlığında artış ile kendini gösteren bir iskelet hastalığı. Gereğinden fazla tuz tüketmek, kemiklerden kalsiyum serbestleşmesine, böbreklerden kalsiyum kaybına ve dolayısıyla osteoporoza yol açıyor. Osteoporozdan korunmak için kalsiyumdan zengin bir diyet, yeterli vitamin tüketimi, düzenli egzersiz yapılması ve gereğinden fazla tuz kullanılmaması gerekiyor.

İnsülin direnci

“Fazla tuz tüketimi şekeri de etkiler mi!” demeyin. Fazla tuz tüketimiyle insülin direnci arasında birçok ilişki bulunuyor. İlk olarak fazla tuz tüketimi, hücrelerdeki insülin sinyal yollarını bozarak insüline karşı artmış dirence yol açıyor. Aynı zamanda fazla tuz tüketimi, yağ deposundan adiponektin isimli maddenin salgılanmasına; adiponektin ise karaciğer yağlanmasını tetikleyerek fazla insülin salgılanmasına neden oluyor. Sağlıklı bir hayat için tuzun şekerle olan bu garip ama gerçek ilişkisini aklınızda tutmanızda fayda var.


Tuz seçiminde dikkat!

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Bodur Yalçın “Son günlerde kaya tuzu ve himalaya tuzu gibi iyotsuz tuz kullanımının özendirilmesi ülkemiz açısından önemli sağlık problemlerine yol açabilir. Ülkemiz halen iyot eksikliği olan bölgeler arasındadır ve bu nedenle 1998 yılından bu yana sofra tuzlarının iyotlanması zorunlu hale getirilmiştir. İyot sinir sistemi gelişimi için çok kritik bir maddedir ve özellikle hamile kadınların sağlıklı bebek gelişimi için iyotlu tuz kullanması hayati önem taşımaktadır. Ayrıca iyotsuz tuz kullanımının tiroit kanserine yol açtığına dair uyarılar da bulunmaktadır.Bu nedenle tiroit bezi fazla çalışan hastalar dışında iyotsuz tuz tüketimi önerilmemektedir” diyor. Dr. Özlem Bodur Yalçın, tiroit bezi fazla çalışan hastaların neden iyotsuz tuz kullanması gerektiğini de şöyle açıklıyor: “İyot, tiroit hormonu üretiminde anahtar rol oynar. Düşük iyotlu beslenme ile tiroit hormon sentezi azaltılabilir.”


*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Varise karşı alınacak önlemler

Varise karşı alınacak önlemlerDoç. Dr. Cem Arıtürk, kadın-erkek herkeste görülebilen bir hastalık olan varise karşı alınacak önemleri anlattı.

Toplardamarlardaki kalıcı yapı ve akım bozuklukları ile karakterize bir hastalık varis. Ani ve şiddetli klinik tablolara neden olmadığı için genelde önemsenmeyebiliyor. Ancak yıllar içinde, sinsi bir şekilde ilerleyip şikâyetlerin artmasına ve hatta bacak kaybına dek götürebilecek ciddi sorunlara neden olabiliyor.

Bu denli ciddi sonuçlara neden olabilecek bir hastalık olan varisi engelleyebilmek veya en azından ilerleme hızını azaltabilmek için çok basit bazı önlemler yeterli olabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Cem Arıtürk, varise karşı alınacak önlemleri şöyle sıralıyor:

Uzun süre ayakta sabit durmamak veya sabit bir şekilde oturmamak

Sabit bir şekilde uzun süre ayakta durmak veya oturmak varis oluşumunu ve gelişimini hızlandırır. Normal şartlarda bacaklardaki kasların kasılıp kasılması; toplardamarlarda yer çekiminin aksi yönünde sağılma etkisi meydana getirir. Bu etki ile toplardamarların içindeki kanın hareketine katkıda bulunulmuş olur. Bu sayede damar içinde kan birikimi, damarlarda genişleme ve ters yönde akım engellenir. Oysaki uzun süre hareketsiz kalındığında damarlarda kan birikmesi, genişleme ve geri akım ortaya çıkacaktır. Bu nedenle uzun süre oturulan dönemlerde saat başı kalkıp 5-10 dk. yürümek, oturur pozisyonda iken ayakları sarkıtmak yerine bir sandalye-tabureye uzatmak toplardamar sağlığı açısından faydalıdır. Aynı şekilde uzun süre sabit ayakta durulması gerektiğinde saat başı 5-10 dk. yürümek damar sağlığı açısından faydalı olacaktır.


Sıcak ortamlardan kaçınmak

Sıcak, damarlar üzerinde gevşetici etkiye sahiptir. Bu gevşetici etki damarların çapının artmasına neden olur. Damar çapındaki bu artış, kanın fizyolojik akımında yavaşlamaya neden olduğu gibi toplardamarlar içinde bulunan kapakçıkların fonksiyonunda da bozulmaya neden olur. Sıcak havada damarlardaki geçirgenliğin artışı ile damar içinden, dokuların arasına kanın sıvı kısmının kaçmasına ve ödeme de neden olur. Bu nedenle sıcak banyo, buhar banyosu, sauna gibi sıcak ortamlar varis hastalığının gelişimi ve ilerleyişi açısından risk taşımaktadırlar. Aynı şekilde yaz ayları, güneşlenme de varis belirtilerini arttırır. Bu uyaranlardan kaçınmak veya maruz kaldıktan sonra bacaklara 5 dk. Soğuk su masajı yapmak hem şikâyetlerin azalması hem de hastalığın engellenebilmesi açısından faydalı olacaktır.


Yüksek topuklu ve düz ayakkabılar (babet) giymemek

Yüksek topuklu ve hiç topuksuz ayakkabılar giyildiği zaman diz altında ve arka tarafta bulunan kaslar yürüme sırasında düzgün ve yeterli bir şekilde kasılmazlar. Bu nedenle, o alanda bulunan toplardamarların içindeki akım, kasların sağıcı etkisinden uzak kaldığı için yavaşlar. Kısa sürede çok ciddi sorunlara neden olmayan bu durum uzun sürerse toplardamar sorunları ortaya çıkmaya başlayabilir. Bu nedenle belirli zamanlarda, kısa süreler için yüksek topuklu veya hiç topuksuz ayakkabıların giyilmesi varis hastalığı açısından çok sakıncalı olmasa da her gün ve gün boyunca bu tür ayakkabıların giyilmesi hastalığın oluşumunu ve şikâyetlerin belirmesini kolaylaştıracaktır.

Beli sıkı kıyafetlerden uzak durmak

Toplardamarlar yer çekimine karşı ve pasif bir şekilde akımın devam ettiği damarlardır. Bununla birlikte damar duvarındaki kas tabakası çok kuvvetli olmadığı için dışarıdan gelebilecek basınç ve basılara karşı mukavemeti yeterince iyi değildir. Beli sıkabilecek korse gibi kıyafetler giyilmesi ya da beli sıkı pantolon-kemer kullanılması, toplardamar akımında bozulmalara ve dolayısı ile varis hastalığının oluşmasına ve ilerlemesine müsait bir ortam yaratacaktır.

Fazla kilolardan kurtulmak

Aşırı kilo öncelikle hareketsizliğe neden olacağı için, hareketsizliğin neden olduğu mekanizmalardan ötürü varis gelişimine açık bir zemin hazırlar. Bununla birlikte karın içinde biriken yağlar, bacak damarlarındaki akımı olumsuz yönde etkiler. Bu nedenle pek çok olumsuz sonuca neden olabilecek obeziteden uzak durmak damar sağlığı açısından da önemlidir.


*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

Covid-19 pandemisinde ozon tedavisi

Covid-19 pandemisinde ozon tedavisi

Son yıllarda birçok hastalığın tedavisine yardımcı olan ozan tedavisi hücre yenileme ve korona virüse karşı bağışıklık sitemini güçlendirmesi yönüyle aktif bir şekilde rol alıyor. 


IHN Bütünsel Sağlık Merkezi’nden Dr. Süleyman Kentli “Covid 19’a yakalanmadan önce uygulanacak ozon tedavisi, doku oksijenlenmesini artırarak, dolaşımı düzenleyerek ve güçlü antioksidan etkiler oluşturarak bağışıklığınızı güçlendirir. Covid 19’a yakalanan hastalar için ise, gerek hücresel bağışıklık üzerindeki düzenleyici etkileri gerekse doğrudan virüs yok edici etkisi ile tedavi başarısını artıran önemli bir destek tedavidir.” dedi.


Ozonterapi, son günlerde dünya genelinde endişe yaratan korona virüs ve mevsimsel grip gibi bulaşıcı hastalıklarla mücadelede doğal destekleyici bir tedavi yöntemi olma yolunda hızla ilerliyor. Doktor Süleyman Kentli,” Koronavirüse karşı koruyucu anlamda ozon tedavisi çok etkili bir yöntem, bağışıklığı güçlendiriyor ve vücudun tüm tamir mekanizmalarını yeniliyor. Ozon tedavisi koronavirüse karşı güçlü bir savunma sağlıyor. 

Bu yüzden koronaya karşı bağışıklık sistemini ozonla güçlendirmek mümkün. Covid 19’a yakalanmadan önce uygulanacak ozon tedavisinin doku oksijenlenmesini arttırıcı, dolaşımı düzenleyici ve antioksidan etkileriyle virüse karşı vücut direncini güçlendirici etkisi vardır. Kovid 19’a yakalandıktan sonra ise, hücresel bağışıklık üzerindeki düzenleyici etkileri ve doğrudan virüs yok edici etkisi ile tüm hastalarda tedavi başarısını ciddi şekilde artırır. Ozon tedavisi, Çin’de, İspanya’da ve İtalya’da bölgesel tedavi protokolleri içinde çoktan yerini aldı” dedi.

Ozon Terapisi Neden Bu Kadar Çok Hastalığın Tedavisine Yardımcı?

Ozon tedavisinin etki mekanizmasına değinen Dr. Süleyman Kentli, “Ozon uygulandığında, vücudumuzdaki hücreler, kanımız, virüsler ve bakteriler gibi organik bileşenlerle saniyeler içinde reaksiyona giriyor ve önemli biyolojik işlevleri harekete geçiren bir dizi kimyasal haberciyi oluşturuyor. Ozon, hemoglobinle taşınan ya da serbest çözünmüş kan oksijen miktarını artırarak enerji üretimine ve normal metabolik fonksiyonların yeniden kurulmasına yardımcı oluyor” dedi.

“Ozon, hastalıkların çoğunun ardında yatan temel fonksiyon bozukluklarının giderilmesine yardımcı oluyor. Oksidatif stresi azaltarak vücudun enerji verimini yükseltiyor, kronik enflamasyonu azaltarak içsel tamir mekanizmalarının etkililiğini artırıyor, dolaşım sistemi üzerindeki olumlu etkileriyle doku beslenmesini iyileştiriyor.”

“Ozon tedavisi aynı zamanda bakteriler, virüsler ve mantarlar üzerinde doğrudan oksidatif etki yaratıyor. Bu oksidatif etki, mikroorganizmanın zarı üzerinde tamir edilemez zararlar oluşturarak hücre bütünlüğünü bozuyor. Ayrıca ozon, virüslerin lipid ve protein yapıdaki kılıflarını aşarak RNA hasarına ve böylece doğrudan virüs ve bakteri ölümüne yol açıyor.”

 

“Çoklu mekanizmaya sahip tüm bu etkiler sonucunda ozon terapisi, bağışıklığı güçlendiriyor ve hastalığa yakalanılsa bile daha hafif atlatılmasına yardımcı oluyor. Koronaya karşı bağışıklık sistemini ozonla güçlendirmek mümkün. Bunun yanında, temel hücresel fonksiyonlar üzerinde elde edilen yararlar ile uyku kalitesi artırıyor, enerji seviyeniz yükseliyor. Bu yüzden uyku bozukluğu ve kronik yorgunluğu olan hastalara da ozon tedavisini şiddetle tavsiye ediyorum” dedi.


*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!

20 Kasım 2020 Cuma

Sigara spermlere hasar veriyor mu?

Son yıllarda yapılan araştırmalar, erkeklerdeki sperm sayısının ciddi oranda azaldığına işaret ediyor. 

Sigara ve tütün kullanımının artması ve sperm sayısı oranının düşmesi arasındaki bağlantı dikkat çekiyor. Uzmanlar, sigara içmenin sperm kalitesini negatif etkilediğini belirtiyor ve özellikle çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin sigaradan uzak durması gerektiğinin altını çiziyor.

Sigara kullanımının, vücudun her sistemine olduğu gibi, üretim sistemine olan olumsuz etkileri bilinmekle beraber, bu negatif etkiler özellikle son 30 yılda oldukça artmış bulunmakta. Sigara, sperm sayısını azaltıcı etkisi dışında, sperm DNA'sı üzerinde de hasara yol açıyor ve kalıtsal etkilere sahip olabiliyor. Sperm sayısını, hareketliliğini ve kalitesini korumak adına sigara ve tütün kullanımına son vermek gerekiyor.

Çocuk sahibi olmak isteyenler dikkat!

Sigara kullanımının spermlere ve üreme sistemine olumsuz etkileri, elbette en çok çocuk sahibi olmak isteyen çiftleri etkiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Emre Pabuçcu, sigaranın sperm üzerindeki olumsuz etkilerinin, sigarayı bıraktıktan ancak 3 ay sonra ortadan kalktığını belirtiyor ve şunları ekliyor: "Sigara kullanımı, sperm sayısının ve hareketlerinin azalmasına yol açtığından, bazen infertilitenin yani kısırlığın bile sebebi olabilir. Bu yüzden, çocuk sahibi olmak isteyen ailelere ilk tavsiyem, eğer sigara içiyorlarsa, sigara kullanımına son vermeleri oluyor. Daha önce çocuk sahibi olamayan, ancak sadece sigarayı bırakarak başarıya ulaşan çift sayısı oldukça fazla. Tüp bebek tedavisi görecek çiftlerin de, başarı oranını artırmaları için tedaviden en az 3 ay önce sigarayı bırakmaları gerek."

Sigaranın spermin genetik yapısını bozan negatif etkisi var

Doç. Dr. Emre Pabuçcu, kaliteli sperm yapısını koruma yolunun, sigara ve tütün kullanımından uzak durmak olduğunuz belirtiyor. Günde bir sigara içmenin bile, erkeğin sperm kalitesini düşürdüğünü ve genetik yapısına hasar verdiğini söyleyen Pabuçcu, sigara kullanımının artmasıyla, sperm kalitesindeki düşüşün paralel olduğunu da ekliyor. Sperm sayısı, hareketliliği, kalitesi ve spermin genetik yapısının hasar görmemesi için sigara kullanımından uzak durmak gerekiyor. Sigaranın içinde bulunan zararlı maddeler, sperm oluşumuna hasar veriyor.

Sigara içen ve çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin doğal yollarla bebek sahibi olması zorlaşıyor. Sigara kullanımı, infertilite tedavilerindeki başarı oranını da etkiliyor.

*Bu sitede yazınızı yayınlatmanın en ucuz yöntemi için tıklayın!